O kayıt hiç kolay olmadı

'Yaş 35 yolun yarısı eder... Dante gibi ortasındayız ömrün' diyen şair, 46'sında öleceğini elbette bilemezdi.
'Yaş 35 yolun yarısı eder...
Dante gibi ortasındayız ömrün' diyen şair, 46'sında öleceğini elbette bilemezdi.
Biliyorum pazar pazar ölümden söz etmek de neyin nesi diyorsunuz ama o son anda, geriye doğru baktığımızda, boşa geçmedi dediğimiz bir ömür müydü yaşadığımız...
Başarabildik mi yapmak istediklerimizi...
Aşık olabildik mi mesela en az bir ya da birkaç kez...
Güneşli havalarda değil sadece, yağmurda da yürüyebildik mi ıslanmaktan korkmadan...
Bir ömrün finalinde yaptıklarımızın neticesini görecek kadar şanslı da olmayabilir bazıları.
157 yıl önce tarihte bugün ilk ses kaydını yapan Parisli Edouard-Leon Scott de Martinville o kaydı dinleyemedi bile.
9 Nisan 1860'ta yapılan o kayıt ancak 27 Mart 2008 tarihinde çözülerek sese dönüştürülebildi.
Martinville ne yazık ki başardığını hiç bilemedi.
Bu kayıttan 17 yıl sonra Thomas Edison tarihte ilk ses kaydını yaparak dinleyebilen insan oldu.
'Fonograf' ya da daha yaygın olarak 'gramofon' diye adlandırılan bu aygıt, ses titreşimlerini, döner bir silindire sarılmış bir kalay folyoya izler halinde kaydediyordu. Edison makinesini denemek için önce ahizeye 'Merhaba' diye seslenmiş, folyoyu bir diyaframa bağlı iğnenin altından geçirdiğinde, aynı sözcüğün yinelendiğini işitmişti.
Bu kayıt yöntemi 1960'larda mikroelektroniğin kullanılmasıyla, büyük bir ticari başarı kazandı.
Dolayısıyla sizin şimdi arabanızda giderken dinlediğiniz, ya da evde pazar kahvenizi yudumlarken kulaklarınıza gelen o müziğin kayıt altına alınması için ne ömürler harcandı.
Üstelik bazıları başardığını bilecek kadar bile şanslı değildi.
Siz de bazen başaramamış, boşa gitmiş sanabilirsiniz yaşadığınız ömrün.
Öyle olsa bile başarmak için yapılan mücadelenin toplamı değil midir hayat.
Unutmayın kahramanlar hiç pes edenler arasından çıkmaz.
Son sözü hep mücadele edenler, direnenler söyler...
Başardığı ancak 148 yıl sonra anlaşılan bilimadamını, talihsiz sanabilirsiniz... Ama o hayatların damla damla kattığı değerler değil midir medeniyet...
Bu pazar radyoda içimize huzur veren o şarkıyı dinlerken bile o bilimadamını anmak az şey midir.
Kaçımız şanssız sandığımız o bilimadamı gibi hatırlanacak kadar şanslı olabiliriz yüzlerce yıl sonra...
Kaçımız...
İyi pazarlar...
Bu haber 226 defa okunmuştur

:

:

:

: