Emniyet ve asayiş ciddi tehdit altındaysa…

Elini kolunu sallayarak ülkeye giriş yapıyor. Belinde 2 tabanca şarjöründe mermiler yakalanıyor.
Elini kolunu sallayarak ülkeye giriş yapıyor.
Belinde 2 tabanca şarjöründe mermiler yakalanıyor.
Soruşturma, ifadeler falan dosyası hazırlanıyor ve mahkemenin huzuruna çıkartılıyor.
Ve diyor ki, öldürmek için değil soygun yapmak için adaya geldim.
Aman Allahım..
Ne kadar vahim bir durumdayız böyle.
2 tabanca ile birlikte yakalanıyor, şarjöründe can yakmaya hazır mermiler.
Cebine kimliği koyan, adanın Kuzey’ine kolayca gelebiliyor.
Bu tabancaları nasıl beraberinde ülkeye sokabiliyor?
Ha eğer beraberinde getirmemişse ve buradan tedarik etmişse kimden tedarik ediyor?
Dedim ya vahim ötesi bir durum.
Peki nasıl böyle kolayca girebiliyor bu kötü niyetli insanlar ülkeye?
Tabi ki TC ile yapılan ve karşılıklı uygulanan antlaşmadan dolayı.
Bu antlaşma ile TC vatandaşları Kuzey Kıbrıs’a, KKTC vatandaşları da TC’ye kolayca girebilmektedirler.
Hade diyelim böyle bir antlaşma zamanında o günkü koşullarda ,duygu ve düşünce yoğunluğu içerisinde ana - yavru ilişkisi duygusallığında oluşturulan hukukla doğru veyahut yanlış yapıldı.
Lakin altı boş bırakıldı.
Türkiye’de suçu işleyen, suça meyilli olan, hüküm giyen kaçan, polis tarafından aranan, katili, tetikçisi, hırsızı, ursuzu, eroin satıcısı adayı mesken tuttu.
Kolay mı?
70 küsur milyon insan.
Baş etmek mümkün mü böylesi bir insan nüfusuyla?
Küçücük bir ada nihayetinde.
İmkanları belli...
Ne donanımı yeterli ne insan kaynakları..
Dolayısıyla böyle bir antlaşmanın sonrası denetim sağlanamıyor karşılıklı olarak.
Bu vasıflara haiz birisi sırf böyle bir antlaşma var diye iki ülke arasında cebine koyduğu ve çoğu zaman sahte olan kimlik belgesiyle Kuzey Kıbrıs’a giriş yapabilmektedir.
Bu çok net görülüyor ki, Kuzey Kıbrıs’taki otorite de bunu yeterince kontrol edemiyor.
Dolayısı ile burada suç çeteleri oluşuyor.
Cezaevine bakarsanız bunun en somut dayanağını orada görürsünüz.
Burada bulunan insanların kimlikleri ve işledikleri suçlara bakınca ortaya çıkan tabloda bunu görmek de mümkündür.
Hal böyle olunca böyle bir düzende polis ne yapsın?
Açıkçası çok da bir şey yapamaz.
TC’de suçu işleyen, ya da kişiliğinde potansiyel suç barındıran insanlar ülkeye kolayca girebilmektedirler.
Cebinde 3 kuruşu olmayan, nerede konaklayacağı belli olmayan ve işin en ürkütücü yanı bu gibi evrensel kuralları sorgulayamayan bir devlet yapısı içerisinde ülkeye giriş yapabiliyorlar.
Sonra ülkede can ve mal güvenliği kalmasın, polis uğraşsın dursun, mahkemeler dolup taşsın, hapishane kapasitesini aşsın ve yeterli olmasın.
Burada bir şeyler yanlış değil mi?
Bir ülkede işlenen suç oranlarında zanlı ya da hüküm giymiş insanlar çoğunlukla ve ezici şekilde o ülkenin vatandaşları değilse, bu durum normal mi?
Değil elbette.
Peki çözüm?
Çözüm siyasette.
Cesur ve gerçekçi politikacılarda.
Yasa yapıcılarında.
Kanun uygulayıcılarında.
Zira ortada duran bir gerçek var.
Ülkede emniyet ve asayiş tehdit altındadır üstelik bu tehdit dış unsurlardan kaynaklanmaktadır.
O zaman bunun için önlemler alınmalıdır.
Bu önlemlerin en başında ise ülkeye giriş çıkışlar da uygulanan prosedürün sistem olarak uygulanmasından vazgeçilmelidir.
Ha eğer vazgeçilemiyorsa girişlerde kriterler konmalıdır.
Örneğin bu ülkeye ne maksat için geldiği? Yanında kaç para getirdiği?Nerede konaklayacağı? Kaç gün kalacağı? Ülkeye giriş yapan insan veyahut insanlara kim veyahut kimlerin referans olduğu? Vs...
Kısacası dünyada uygulanan bir takım evrensel kurallar uygulanabilir.
Aksi takdirde Ana- yavru söylemi ilişkisinde yaratılan bu lakayıtlıkla ülkeye girişler devam ederse, ki ediyor ilerde çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalınacağı aşikardır…
Bu haber 184 defa okunmuştur

:

:

:

: