İşimiz zor

Yıllardır süren Kıbrıs müzakerelerinin çözümsüz kalması bir denge sorunudur. Nedir o denge?
Yıllardır süren Kıbrıs müzakerelerinin çözümsüz kalması bir denge sorunudur.
Nedir o denge?
Toprak vererek, Anayasal hak almak, ya da Anayasal hak vererek, karşılığında toprak almak.
Kıbrıslı Türkler toprak vermeyi kabul edecek ve Federal Devlet yönetiminde siyasi eşit olarak ülke yönetimine ortak olacak.
Kıbrıslı Rumlar Anayasal haklar verecek, karşılığında toprak alacak, Kıbrıslı Türkleri eşit kabul edip ülkeyi paylaşacak, yönetimi bölüşecek.
Kıbrıslı Rumlar elde ettikleri devlet yönetimini paylaşmak istemiyor.
Kıbrıslı Türkler üzerinde yaşam kurdukları topraklardan vazgeçmek istemiyor.
Ama vermeden almak olmaz, her iki taraf vermekten çok paylaşarak ülkeyi yönetmeyi kabullenirse sorunun çözümü kolaylaşır.
Fakat gidişat, sorunun yerellikten çok bölgesel bir sorun ve bölge içindeki sorunlarla beraber anılmaya doğru.
Kıbrıslılar aktör olmaktan daha da uzaklaşıyor.
Farklı senaryolar, farklı merkezlerin çıkarlarına göre şekilleniyor.
Kıbrıslı Rumlar ellerindeki imkânları iyi kullandılar, kullanmaya da devam ediyorlar.
Tarım sektöründen, turizme kadar, hukuktan, yasaların uygulanmasına kadar, bizden daha iyi bir otorite oluşturdular.
Biz de ise hemen hemen her işte bin bir şayia, birçok iddia ve yolsuzluk tartışmaları var.
Bunlar temizlenmediği için de arkası gelmiyor, liyakat, ülkeye sevgi, toplumsal düşünce gelişmiyor.
Yozlaşıyor, yozlaştırıyor, sıradanlaşıp, normalleşiyor.
20 Temmuz 1974 barış harekâtından sonra, narenciye bahçelerinin %80’i, buğday tarlalarının yaklaşık %65’i, endüstri tesislerinin yaklaşık%45’i, turizm işletmelerinin yaklaşık %65’i Kıbrıslı Türklerin eline geçti.
Kıbrıslı Rumlar ilk defa bu kadar büyük kayıplar yaşadı.
Daha önce göçmen olan Kıbrıslı Türkler gibi göçmen oldular.
Daha önce de yazmış ve bir karşılaştırma yapmıştım.
Bunca imkânı, olanağı, kaynağı ele geçiren Kıbrıslı Türkler neden bu nokta da?
Neden gelişme yerine gerileme yaşandı, yaşanmaya devam ediyor?
Bütün yük, kurulan ve devlet denen fakat devlet gibi yönetilmeyen KKTC’nin imkân ve kaynaklarına bırakıldı.
Politikacılar ve makam işgal edenler de bunu kullandı, kullanmaya devam ediyor.
Küçük, basit, sığ, günlük çıkarlar için maddi, manevi değerler fütursuzca kullanıldı, heba edildi.
Çözüm olsun veya olmasın, Kıbrıs Türkünün işi zor.
Ciddi, geleceği daha iyiye götürecek adımlar atılmak zorunda.
Devlet politikaları, her konuda etkin üretimi sağlamaya yönelik olmalı.
En başta ekonomi, ekonomik güç yoksa, yol da yok.
Tarım, sanayi, turizm, su faktörü, üniversite sektörü birbirini tamamlayıcı, zincirleme bir kalkınma gücü olmalı.
Bunları organize edecek, planlayacak, altını çizdiğim ülke kaynakları ile ekonomiyi güçlendirecek siyasi otoritelere ihtiyaç var.
Buna hem siyaset, hem de toplumun bir kısmı direniyor.
Gelinen nokta bizi bir finale götürüyor.
Ortaya çıkacak her sonuçta, bedel ödeyeceğiz.
Günü kurtarmaya odaklanarak gelinen yer belli.
Ama gün çok, elbet bir yerde, geriye dönüp bakacağız.
Görmek istemediklerimiz yüzümüze vuracak.

Bu haber 502 defa okunmuştur

:

:

:

: