... Ve Kıbrıs'ta görüşmeler yine çöktü

Kıbrıs'ta çözüm isteniyor mu?
Kıbrıs'ta çözüm isteniyor mu? 'İstenseydi şimdiye kadar bulunurdu' diyebilirsiniz. 'İsteniyor ama emperyalistler izin vermiyor' cevabı da çok seviliyor. 'Mevcut durum tatmin edici ki değiştirilmesi bir türlü mümkün olmuyor' da geçerli bir cevap. Ama doğru soru belki de 'Kıbrıs'ta iki toplumu birlikte yaşatacak bir çözüm mümkün mü' olmalıdır, değil mi?
Hani hiç bir sorumluluk üstlenmeyeceğiz ya, sanki emperyalist İngiltere olmasaydı Kıbrıs sorunu mu olurdu? Hazır Türkiye'de 'Bizim Kıbrıs sorunu diye bir konumuz yoktur' diyen bir hükümet varken adadaki çıkarları uğruna eski mükellefiyetleri hatırlaması, 'Adanın geleceğinde Türkiye'nin de söz hakkı var' demesi iş miydi İngiltere'nin? Gerçi Kıbrıs sorununun ne olduğunda bile hemfikir değiliz henüz ama kimine göre Türkiye gidince çözülecek, kimine göreyse ne yaparsanız yapın ne ABD, İngiltere, Almanya ve de Avrupa Birliği ne de Rusya ve Çin adada çözümü kendi çıkarlarına uygun görmektedirler.
Kumpas endişesi hatta korkusu ile konulara çözüm getirebilmek elbette ki mümkün değil. İsterseniz bazı teslimiyetçi arkadaşlar gibi sanki Kıbrıs Türk toplumunun üyesi değiller ve hatta elde edilecek sonuçtan bizzat kendileri de etkilenmeyecekmiş gibi günlük ve kişisel ikbal uğruna Rum görüşlerini Türk görüşlerinden evla tutanlar yok mudur? Kıbrıs Türkü ada nüfusuna oranını, azınlık çoğunluk durumuna dayalı bir çözümü istemek elbette ki mantıklıdır ve Rumlarca da kabul edilebilirdir. Ancak sanki bir şirket kuruyormuşuz da hissedarlar katıldıkları sermaye oranına göre söz hakkına sahip olacaklarmış gibi bir düzenleme nasıl kabul edilebilinir? Mesele Kıbrıs sorununun kişisel bir temelde mi toplumsal bir temelde mi çözüleceğidir. Kişisel temelde yapılacak çözümde Kıbrıs Türk halkı diye bir olgu yoktur, başlangıçta varmış gibi görünse de zaman içinde yok olacaktır.
İki halkın bir arada yaşayabilmesi için çözüm ikisinin siyasi eşitliğine dayanmalı ve 1960 deneyimi, 1963-1974 acı tecrübesi ve tabii ki Rumlar açısından 1974 travması dikkate alınarak sağlam ve devam ettirilebilir güvencelerle desteklenmelidir. Bunun söylenmesi yapılmasından çok daha kolaydır. Kıbrıs meselesinin bir türlü mutlu sonla bitirilememesinin en önde gelen sebebi ne olduğunun iki tarafça tam olarak bilinmemesi, algılanmamasıdır.
Her seviyede ve her makamdaki Kıbrıs Rumları ile on yıllardır yaptığım temaslarda gördüğüm en önemli yanılgı 1960 ortaklık cumhuriyetinin 1964'te fiilen ortadan kalkmasını doğuran 1963-74 dönemi yok etme amaçlı saldırılarının tümden reddedilmesi, sanki yaşanmamış olarak algılanmasıdır. Rum siyasi makamlarında oturanlar kendi köyünde bile Kıbrıs Türklerinin katledilmesini 'istisnai gelişmeler' olarak gördükleri sürece Kıbrıs Türk halkının güvenlik hassasiyetini, Türkiye garantisinin kaçınılmazlığını kavrayamayacaklardır. Doğrusu Kıbrıs Türk tarafında 1974'ün Rumlarda açtığı travma görülmekte ve hatta biraz fazlaca empati de yapılmaktadır. Rumların Türk garantisine yönelik katı tutumu 'Eğer tekrar saldırmayacaklarsa niye Türk garantisinden korkuyorlar ki?' gibi cevaplandırılabilir. Ancak bu cevap eksi ve yanlış olacaktır. Elbette garanti sisteminin harekete geçme koşulları zorlaştırılabilir. Garnizon çıkışı kontrol altına alınabilir. Askeri birlik sayısı olabildiğince azaltılabilir. Ama nihayette iki toplum arasında güven tesis edilmediği sürece Kıbrıs Türk halkı Türkiye'nin garantörü olmayacağı bir çözümü çözüm olarak görmeyecektir.

Türk askeri varlığı ve garantisini tehdit olarak algılayan Rum yönetimi ve halkı açısından nasıl bir rahatlatıcı adım atılabilir? Belki 'ortak komuta' oluşturularak, bu komutaya Kıbrıs Türk ve Rum komutanlar da ekleyerek bir adım atılabilinir. Ama, NATO gücü, AB gücü gibi fantezilerin, çok uluslu güç gibi hayal ürünlerinin bahsedilmesi bile kanımca gereksiz ve anlamsızdır. Kıbrıs görüşmelerinin başlamasından bu yana elli yıldır konuşulmayan bu konu son iki yılda detaylı olarak ele alındı. Tabu olmaktan çıktı. Sonuç? Bu konuda iki tarafın uzlaşmasının mümkün olmayacağı gibi bir kanı oluştu. Doğru mu? Büyük olasılıkla.
Mal-mülk meselesi de toprak meselesi de keza kangren durumdalar. Toprağının %85'i eski Rum malı olan KKTC'de global tazmin ve takas yaklaşımı olmadan, konuyu kişilere bırakarak özüm beklemek hayal bile değil düpedüz abestir. İster %28.2 ister daha az veya fazla KKTC toprağının tespiti 1977 kriterleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Yani hem ekonomik yeterlilik hem güvenlik değerlendirmesi şarttır.
KKTC'de bilinen yegane su havzalarının, Güzelyurt ve Karpas aquaferleri, güya nüfusa oranlı toprak talep edermiş gibi talep edilmesi kötü niyetli ve kabul edilemez yaklaşımlardır. Her ne kadar Türkiye'den su gelmeye başlasa da bilhassa Güzelyurt aquaferi Kıbrıs Türkü için yaşamsal önemdedir. Karpas toprak talebi ise aynı zamanda KKTC toprağını ikiye bölen, Rumlara KKTC'yi bypass etme imkanı sağlayan hınzır bir taleptir.
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı görüşme dönemi boyunca hep ciddi ve tek taraflı ödünler vermiş, büyük başarısızlıklara imza atmıştır. Ne harita sunması ne de empati ayağına Rumlara verdiği diğer cömert ödünler elbette ki seçim sandığı önüne geldiğinde Kıbrıs Türk halkı tarafından değerlendirilecektir. Ama, son görüşme döneminde Anastasiades'in tüm görüşme zeminini ve 2011'den bu yana görüşmelere temel olan üzerinde mutabık kalınmış görüşme modalitesini yavuz hırsız yaklaşımıyla kendine göre değiştirme talebine 'Hayır' denilmesi nihayet doğru yönde atılmış önemli bir adımdır.
Şimdi ne olacak? Temmuz'da Rumlar hidrokarbon sondajına başlayacaklar. Türkiye ve KKTC karşı adımlar ve hatta belki askeri önlemler alacaklar. Gerginlik artacak. Doğal olarak bu gibi hareketlerinin Rumlara bir faturası olacak.
Gerçi hiç beklemiyorum ama olur ya BM Özel Temsilcisi Espen Barth Eide niye mekik diplomasisini sona erdirip adadan ayrıldığını, Rum tarafını suçlayacak şekilde ortaya oyarsa bunun ne gibi sonuçları olur? Her halükarda görüşmelerin kesilmesi yabancı yatırımcının Güney Kıbrıs'a gelmesini engelleyecek mi? Olmaz ya, Türkiye o çok konuşulan ama ne olduğu bir türlü öğrenilmeyen B Planını yürürlüğe koyar mı?
Yoksa biraz bekleyeceğiz. Rum seçimleri bitecek. BM yeniden bir Kıbrıs girişimi başlatacak. Peki ne olacak? O girişim de bir noktada akamete uğrayacak.
Halbuki, AB içerisinde iki devlet formülüyle hem mal mülk, toprak konusu global tazmin ile bitirilebilir; yetki paylaşımı sorunu bitirilir; iki halkın AB şemsiyesi altında barışçıl beraber yaşamasının koşulları oluşturulur... Zor mu yani?
Bu haber 214 defa okunmuştur

:

:

:

: