Babama mektup

Yine geldi o gün.
Yine geldi o gün.
30 Mayıs, yine hiç cevap alamayacağım bir mektup yazıyorum.
Her yıl olduğu gibi yazıyorum sana, babama.
Ne kadar şaşkındım, sen gidiyordun ve hayat devam ediyordu.
Yine yakıcı bir güneş, yollar, insanlar, doğa, ben yarım kalıyorken, onlar yarım kalmadan akıyordu.
23 yıl olmuş, söylemesi ne kadar da kolay.
Bir isim bırakmalı, bir soyadı, hala saygı ve sevgi ile anılan, bize kalan en önemli miras.
1954 Baf doğumluydun, Yakacık köyü.
30 Mayıs 1994 hayata veda tarihin, kırk yıllık bir yaşam.
Ne sığdırabilir ki insan, kim bilir ne hayallerin vardı bize dair.
Nasıl anlatırdın, Kıbrıs’ın güneyinden, kuzeye dağlardan kaçarak geldiğini.
Mücahitlik günleri, özlemler, korkular, beklentiler.
Hayatta olsan mutlaka şu soruyu sorardın ve anlatmamı isterdin;
“Biz bu günler için mi, bunları yaşadık?”
Haksız değilsin, sizin nesil bu soruyu sıkça soruyor bugün.
Sizin mücadelenizin karşılığını, ayrışma, bölme, benden olan, diğerleri diye ayırdılar.
Birlik, beraberliğinizi kendi çıkarları, yakınlarının ikbali için bozdular.
Acılarınızın, korkularınızın, hayallerinizin, gençliğinizin üstüne kendi dünyalarını kurdular.
Ülkenin geldiği yer bu, artık sizin hayal ettiklerinizden çok uzakta.
Sahi, neler ummuştun, neler beklemiştin, bu yarım-yamalak coğrafyadan.
Yıllarca emek verdiğin, ekmek kazandığın, sağlık sektörü içinden çıkılmaz yerlere getirildi.
Ne doktorlar, hemşireler, hasta bakıcılar memnun, ne de hastalar.
Ticari kaygılara, paraya, kazanca dönüştü sağlık.
Hemen her konuda gelinen nokta bu.
Artık herkes kaptan, üstelik kaptanlar sadece kendi gemisini kurtarıyor.
Kıbrıs adası bir bilinmezliğe doğru yol aldı.
Yıllar, aylar geçiyor, ülke yabancılaşıyor, insanlar yabancılaşıyor.
Kıbrıs’tayız ama sanki uzaklardayız, bilmediğimiz, tanımadığımız, daha önce yaşamadığımız olaylar normalleşti.
“Bir araba almazsam mezarıma gara çaput bağlayın” derdin ya, şimdi her yer araba, her yer kaza, ölüm yollarda oyuncak, yaşı, sırası yok, pamuk ipliğine bağlı.
Eski bağlarımız kalmadı, bayramlar, yılbaşı geceleri, eski coşku yok, aileler bir araya gelmiyor, bir oda da, bir masa da insanlar, muhabbet etmiyor.
Birbirinin yakını olan çocuklar birbirini tanımıyor, hep bir mesafe, her bir acelecilik, hep bir uzaktan bakma.
Anacığım iyi, çocuklar, torunlar, uğraşıyor, Allah başımızdan eksik etmesin.
Senden kalan hatıramız, yadigârımız, desteğimiz, moralimiz, yaslandığımız duvar, dayandığımız omuz.
Beni sorarsan;
Uğraşıyorum, güzellikler için, üretmek, paylaşmak, insanların dertlerini anlatmak, aracı olmak için, konuşuyorum, yazıyorum.
Yazmayı amaç için değil, araç için seviyorum, yazmadığım zamanlar kendimi rahatsız hissediyorum.
Kimseye yaranmak, haklıyı, haksız, haksızı, haklı yapmaya çalışmıyorum.
Kendi halimde, kendi çizgimde, başladığım noktadan ilerliyorum.
Şimdilik buraya sığdıracaklarım bunlar.
Babam, özlemle, hasretle ellerinden öpüyorum.
Bu haber 371 defa okunmuştur

:

:

:

: