Memleket aşkı sahip çıkmakla yaşar

'Çöpü attığınız zaman bilseniz de, bilmeseniz de utanıyorsunuz. Kendi kendinize tokat atmayın, bana tokat atmayın, kendinize tokat atmayın, toprağımıza tokat atmayın.
'Çöpü attığınız zaman bilseniz de, bilmeseniz de utanıyorsunuz. Kendi kendinize tokat atmayın, bana tokat atmayın, kendinize tokat atmayın, toprağımıza tokat atmayın. Durun lütfen. Siz kendi ülkenizi, arkadaşlarınızı, ailenizi pisletmek ister misiniz? Bunu yaparsanız, siz kendi öz sevginizi kaybedersiniz. Düşünün, çöpü atmadan düşünün.'
Prof. Dr. Vamık Volkan'ın 'Temiz Düşün' projesi ile ilgili sözlerinden bir kesit bu.
Ve özetle 'Düşünün, çöpü atmadan düşünün' farkındalığını yaratmayı amaçlıyor.
Düşünmek, her hareketin ilk noktası, başlangıcıdır.
Düşünmeden yapılan her ne olursa olsun, arkası çok da iyi gelmiyor.
On kere düşün, bir kere yap.
Önce insanla başlayacak, sonra 'mış' gibi değil, amaç için yapılacak, hem de yapılan her neyse.
Planlama, proje, irade ve niyet, çok önemli bir birleşimdir bu.
Çok önemli, esaslı, sihirli bir formüldür.
Bunlar bir araya getirilse sorunların önemli bir bölümü biter.
5 Haziran tarihini yaşıyoruz bugün.
'Dünya çevre günü' aynı zamanda, her konuda olduğu gibi, bugün de nutuklara, niyetlere, temenni ve açıklamalara, mesajlara hapsedilecek.
Plajlar, dağlar, arsalar temizlenecek ve sevineceğiz, içimiz rahatlayacak, vicdanımız derin bir oh çekecek.
Ta ki gelecek yılın 5 Haziran 'dünya çevre günü' tekrar gelinceye kadar.
Evinin dışını umursamamak nedir?
Kendi kendini, arkadaşını, ülkesini, toprağını, dağını, taşını, denizini tokatlamaktır.
İnsanı sevmemektir, doğayı, insandan öte canlıları önemsememektir.
Kıbrıs, bizim yaşam alanımız, ülkemiz, hayatımızı adadığımız kuzey Kıbrıs bunları hak ediyor mu?
'Bunları' derken şunları da işaret edebilirim.
Elektrik santralleri, filtresiz bacalar ve her şey normalmiş gibi yıllardır akıp giden hayatımız.
Bunların bir çaresi yok mu?
Elbette var, filtre takılması, yayılan zararı en aza indirmek, hatta yok etmek mümkün.
Devlet kendine ait santrale filtre takmadığı için özel şirketin bacasına da fitle taktıramıyor.
Sebep, filtre taktırmanın maliyet olarak yüksek olması.
Peki, bize ne, bizim ne suçumuz var?
Hükümetler eliyle, bizde yapılan hiçbir şey insan odaklı değil.
Her şey devlet mekanizması için.
'Devlet insan için değil, insan devlet için var olmalı' mantığı yaratılmış ve biat kültürü zorlanmış.
İnsana sıra geldi mi mutlaka kaynak yoktur.
Fakat devletin şatafatını göstermeye, yüceltmeye, havasını atmaya geldi mi kaynakların heba edilmesi mubahtır.
Santrallerden, bacalardan, filtrelerden konuşmuşken, dağları, Beşparmakları, CMC'yi konuşmamak olur mu?
'Jeoloji ve Maden Dairesi'nin verilerine göre, 1974 yılından bugüne 341 taş ocağına ruhsat izni verildi.

KKTC'de 16'sını kırma kum çakıl, 11'i mozaik taşı, 6'sı yapı taşı, 2'si alçı taşı, 1'i de dere, kum ve çakıl işletmesi olmak üzere 36 adet işletme faaliyet gösteriyor

Ülkenin çevre açısından en değerli sıra dağı Beşparmak Dağları;

Göz göre göre yok ediliyor. Beşparmaklar üzerinde 2 milyon 651 bin metrekarelik bir alanını işgal eden taş ocakları, ağaçlık arazileri ve dağları kemirirken, patlatma metoduyla da doğanın yapısını altüst ediyor.'

Bir karış toprak vermeyiz, ama kendi ellerimizle yok ederiz.
Denizleri, pisliğe, lağıma, dağları popülizm, siyaset uğruna mahvettiler.
Üzgünüm, kırk yıldır, ülkesini, insanını seven, insan odaklı düşüncelerle icraat yapan hükümetler göremedik.
1974 yılından buyana CMC'nin yarattığı kirlilik ve tehlikeyi de konuşuyoruz.
Birileri geliyor, bir şeyler yapar gibi duruyor, bir şeyler kazanıyor.
İstenilen nokta yok, dön dolaş aynı yer.
Amaç birilerine kazanç yaratmak değil, amaç kesin çözüm olmalı.
Memleket aşkı, kaynaklarını kullanarak, dağıtılarak, yaşanmaz, yaşatılmaz.
Koruyacaksın, sahip çıkacaksın, gözün gibi bakacaksın.
Bakacaksın ki, senden sonra gelenler de memleket aşkı ile yaşasın.

Bu haber 366 defa okunmuştur

:

:

:

: