Hocalar bunu yaparsa cemaat ne yapmaz!

Neleri konuşup tartıştığımızı farkında mısınız?
Neleri konuşup tartıştığımızı farkında mısınız?
Olacak iş değil, sanki sıradan, normal olaylar var hayatımızda.
Dünya da neler oluyor, dengeler nasıl değişiyor.
Araplar, Katar'la, Türkiye, AB, Almanya, ABD ve Rusya ile ilişkilerinde nasıl değişmeler oluyor.
Kıbrıs, müzakere süreci, çözümü etkileyecek iklim ve ortam bu olaylardan mutla ki etkileniyor.
Etkili olur veya olmaz, politika üretmek, farkında olmak lazım.
Sadece içe, sırf iktidar değiştirmek için siyaset yapmaya, artık son vermek gerek.
Bugünün iktidarı sadece vatandaşlık vererek, belli zümreler için kamu kaynaklarını tahsis ederek, yasal değişiklikler yaparak, ülke yönetilemeyeceğini anlayamadı.
Türkiye ile olan ilişkilere, 'en iyi ben yaparım, hatta onların istemediklerini de hayata geçiririm' mantığıyla zarar veriyor.
Başka taleplere, beklentilere yol açarak, gelmesi muhtemel başka iktidarların elini kolunu bağlıyor.
Durum bu olunca, başka iktidarlar farklı bir ilişki modelini yaratmaya çalışınca, diğer taraftan Ankara'nın baskı ve siyasi eleştiri dozu artınca, ülke yönetiminde değişen bir şey olmuyor.
Yani, iktidarlar değişiyor, ama sistem ve anlayış değiştirilmek istense de değişmiyor.
Bu tarz ilişki ve politik uyum bu ülkeye gerçek anlamda zarar veriyor.
Ve bunu yaratan siyasi kültür, bu ülkeyi uzun zaman yönetti.
Sorumluluk önemlidir, özellikle topluma mal olmuş, kamuoyu önünde olan herkes sorumluluk bilincinde olmalı.
Çok bildik, sıkça kullanılan bir deyim var;
'Hoca bunu yaparsa cemaat ne yapmaz'.
Aslında daha farklı söylenir, ama onu burada kullanmak istemem.
Bu söylemden anlatılmak istenen esasen nedir?
'Yöneticilerin kötü bir iş yapmaları, onların buyruğundakilerin daha kötü bir iş yapmalarına yol açar anlamına gelir.'

Sorumluluk önemlidir dedim, sorumlu kişiler, aynı zamanda örnektirler, yol gösterici, yönlendiricidirler.
Siyasetçiler mesela;
Her yaptıkları, aldıkları her karar, attıkları her adım, kamusal fayda taşımak zorundadır.
Onların yanlışları ve bu yanlışların normalleştirilmesi, kötü olanların bırakın cezayı, sorgulanmaması, toplumu da yozlaştırıyor.
Vatandaş 'sen önce kendine bak' diyor.
Siyasetin, güvensizlik karnesinin kırıklarla dolması bunlardandır.
Maliye Bakanı Serdar Denktaş'ın arsa olayının etkileri bitmeden, yine bu olayla ortaya çıkan, başka başka olaylar gün yüzüne çıktı.
'BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası karşısındaki arazinin de Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi tarafından, Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş'ın oğluna yurt inşası yapılmak üzere kiralandığını iddia etti ve Denktaş'a açıklama yapma çağrısında bulundu.'
Önemli bir iddia bu ve iddia sahibi Birleşik Kıbrıs Partisi Başkanı İzzet İzcan.
Serdar bey açıklasın diyor.
Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile ilgili bet ofisine ortak olduğu yönünde bazı iddialar ortaya atıldı.
Bu konu da yine 'Denktaş Üniversitesine' arazi tahsisi olayıyla tetiklenen bir iddia.
Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu bir açıklama yaptı;
'Bakanlar Kurulu'ndan bir vatandaş izin aldı, bu konuya kimse ilgi göstermedi. Bu izin alındıktan sonra bu kişi 'benden başka kimse bu izini alamaz' dedi, bu izini almak isteyen ve endişe duyan bir kişi benden yardım istedi.
Bu iddiayı ciddiye aldım, ilk izin alan kişinin 'benden başka kimse bu izini alamaz' iddiası, Bakanlar Kurulu'nu şaibe altında bırakacaktı. İzin almak isteyen ikinci kişiye, izin alınması konusunda yardım ettim.'
Yani yardım ettim, izni aldırdım ama ortak değilim.
Peki, burada tek sorun ortaklık mı?
Zaten bu tür olaylarla Bakanlar Kurulu şaibe altında, aklanması da çok zor görünüyor.
Bakanlar Kurulunun gündemi bunlar mı?
Sorumluluk sahibisiniz, yazının başlığında ki imamlarsınız, hocalarsınız.

Siz böyle yaparsanız, cemaate, vatandaşa 'nedir yaptığın' diyebilir misiniz?
Bu haber 424 defa okunmuştur

:

:

:

: