Mektup çocuklarıydık biz…

Şu anda hayatımızda olmazsa yaşayamayacağımızı sandığımız, bırakın sokağa çıkarken üstümüze almayı, tuvalete giderken bile cebimizde olan cep telefonları bizim gençliğimizde yoktu.
Şu anda hayatımızda olmazsa yaşayamayacağımızı sandığımız, bırakın sokağa çıkarken üstümüze almayı, tuvalete giderken bile cebimizde olan cep telefonları bizim gençliğimizde yoktu.
Evet çok uzun bir zaman öncesinden değil 90’lı yılların başına kadar olan ki süreçten bahsediyorum.
Cep telefonu yoktu ama jetonlarımız vardı. Sürekli bozuk olan telefon kulübeleri vardı. Telefon kulübesi dediysem İstanbul’da olanlardan söz ediyorum.
Anadolu’da durum daha farklıydı.80’li yıllarda her köyde bir tane olan çevirmeli telefonla önce PTT merkezindeki santral memuru aranır, aranacak numara verilirdi. Sonra o memur verdiğiniz numarayı arar, size bağlardı… Şanslıysanız 15 dakikada gerçekleşen ama çoğunlukla yarım saati bulan bu bekleyişin sonunda yapılan görüşme çoğunlukla cızırtılı sesler arasında gerçekleşirdi…
İlk gençliğimizde, evinde telefon olanlara ne kadar özendiğimizi hatırlıyorum. Onlar şanslıydı, çünkü sevgililerine telefon numaralarını oldukça havalı bir şekilde verebilirlerdi.
Bizde telefon yoktu, o yüzden daha çok mektup yazardık. Şiirlerle anlatırdık aşkımızı. Kısa mesaj olmadığından, hep uzun uzun mektuplarla anlatmayı seçtiğimizden olsa gerek, sevemedik o kısaltılmış kelimeleri…
Selam vermek yerine “slm”, ne haber yerine “nbr” diye yazılmasına o yüzden alışamadık belki de…
Bayramda, kandillerde atılan toplu mesajları, adınız olmadan seçilen kelimelerle mesaj atılan yüzlerce kişi arasına sokulduğunuzu gördüğünüz anda mutlu olanınız var mı bilmem…
Ama bugüne kadar bana adımla hitap etmeyen hiçbir kutlama ve tebrik mesajına da cevap vermediğimi itiraf etmeliyim.
Bugün 7’den 70’e kimsenin elinde düşürmediği cep telefonunun ilk 1973 yılında yapıldığını biliyor muydunuz?
Cep telefonunun mucidi o dönemde Motorola’da mühendis olarak çalışan Martin Cooper’dır. İlk cep telefonu 1 kilodan fazla ağırlıktaydı ve tam dolu batarya ile 20 dakikalık bir görüşme yapılabiliyordu.
Martin Cooper yıllar sonra bu telefon için “Telefonun uzun süre elde tutulmaması açısından iyiydi” diyerek, elimizden düşürmediğimiz o alete esaslı bir gönderme yapmıştı.
Motorola bu gelişmeden sonra 10 yıl boyunca yaklaşık 100 milyon dolardan fazla harcama yaparak 1983 yılında Dynatac modelini piyasaya sundu.
Telefonun boyutlarının dışında en kötü özelliği 15 santime varan anteni bulunmasıydı.
1989 yılına gelene kadar Motorola, bu cep telefonunu geliştirmek için yoğun çaba harcadı.
Normal olarak tanımlayabileceğimiz cep telefonları ilk1992 yılına gelindiğinde üretilmeye başlandı.
2000’li yıllarda başlayan akıllı telefonlar ve sosyal medya çılgınlığı ile bugünün cep telefonları ne yazık ki, gerçek dünya ile bağlantıyı koparır hale geldi.
Gittiğiniz bir restoranda, kafeteryada etrafınıza bakarsanız insanların sadece cep telefonlarına gömüldüğünü, sipariş verirken bile kafasını kaldırmakta zorlandığını görebilirsiniz…
Sohbet eden aşıkların bile birbirlerinin gözlerine bakmadan yan yana ama cep telefonuyla mesajlaştıklarına şahit oldum…
Herkesin bir cep telefonuyla tanışma macerası vardır. Benim cep telefonuyla maceram ise 2006 yılında başladı. Şaka değil, 2006 yılına kadar cep telefonu taşımayı reddettim. Özgürlüğüme vurulmuş bir darbe gibi geliyordu. İsteyenin istediği anda bana ulaşabilme fikri beni boğuyordu.
2006’da ne oldu derseniz, 33 yaşında Türkiye’deki Star Gazetesi’ne Yazı İşleri Müdürü oldum.
Yayın Yönetmeni cep telefonu numaramı sorduğunda “taşımıyorum… özgürlük…” falan derken lafı ağzıma tıktı. “Cep telefonu taşımayan adamı yazı müdürü yapmam” dedi.
O gün bir tercih yapmak zorunda kaldım. Türkiye’de yaygın olarak kullanımına karşı en az 10 yıl direndiğim telefon bizim de cebimize girdi.
Ama yine de cep telefonuyla konuşmayı hiç sevemedim. Dedim ya, belki de mektup çocuğuyduk biz…
O yüzden ısınamadık bu alete...
Ne dersiniz, çok daha sıcak değil miydi ilişkiler…
Söz verdiğiniz bir buluşmayı, kısa mesajla iptal edebilir miydiniz mesela… İnsanlar sözlerine de daha sadıktı o dönemde, dostluklar da daha dayanıklıydı belki de…
Siz ne dersiniz?
Bu haber 196 defa okunmuştur

:

:

:

: