Günaydın...

Bu sabah günaydını bol bir gününüz olsun...
Bu sabah günaydını bol bir gününüz olsun...
Kabuğunuzdan çıkın...
Başka hayatlara dokunun...
Onları kendi hayatınıza DAVET edin...
Olmazsa siz onlara MİSAFİR gidin...
Gülümseyişlerine bir TEBESSÜM
Bakışlarına bir IŞIK gönderin...
Sevgiyle...

GELSEN
gel
dudağımdaki gürültüyü sil
silebilirsen...
ya da yüzümdeki aşk lekesini
gücün yeterse...

sen kaç aşktan kalmasın sahi
kaç kadının açık saçık izleri bulaşmış gözlerine
utanmayı düşünüyorum nedense
sana baktıkça...

sence
sende
temize çekebilir miyim şiirlerimi
ağustos böceklerinin şamatasında...

belki bir şans verebilirim
sana ve bana
aşk gözlerinde çiçekler açarken...
Ayşe TURAL

BURASI GİRNE Mi GERÇEKTEN?
Aşağı yukarı dokuz az öncesinde başladı, bu değişim bana göre...
Birden gökyüzünden araba, insan ve mantar gibi biten binalar yağdı sanki...
Trafikte adım adım gidişler...
Çarpışan arabalardan elinde sopalarla fırlayan, küfreden insanlar...

Şort giyerek dolaşan kızlara çalınan kornalar ve ıslıklar... Hatta yarı beline kadar camdan sarkıp sataşmalar...
Gece yarısı tam uykuya dalacakken arka mahallerin birinden yükselen kadın feryatları... İmdat çığlıkları... Ardından arka arkaya gelen ambulans sirenleri...
Gündüz gündüz rezidansların altında, öğrenci kılıklı ama öğrenci olmayan, yanında iki üç siyahi kızı pazarlayan üçüncü dünya vatandaşları...
HUZUR buraları terk ediyor... Bir cennetimiz vardı, onu da çok gördünüz...
Yazıklar olsun!
Bize böyle bir kaosu layık gören yöneticilere, siyasilere...
Yazıklar olsun!
Elinden çok şey gelip de susup oturanlara...
Yazıklar olsun!
Geldikleri ülkenin kurallarına uymak ve saygı göstermek yerine, orayı çöplüğe çevirenlere...
Yazıklar olsun!

TÜNEL

Işık yontusunda bir kadın
Köprüde kendini satan
incecik bir kız...
Müşteri beklerken
kitap okuyan kadınlar ülkesi mi?
Kör bastonuyla kaldırımlarda
Sevgi dilenen sözcükler...
Çıldırtan coşkusu nerede sevişmelerin?
Tramvay çın çın ilerliyor
Zamanın tünelinde
Yaşamın tüneline beş kala...
Ayşe TURAL

HAYATIMIZA GİRENLER...
Zaman zaman...
Şöyle kıyısından köşesinden hayatımıza dalıverenler olur...
Kısa sürede o kadar çok şey öğretirler ki bize...

Öfke...
Güvensizlik...
Şaşkınlık...

Hemen üstüne balıklama atladığımız kişilerdir onlar...
İş olsun aşk olsun...
Kafayı vurunca aklımız başımıza gelir...
Aslında
O kişilere teşekkür borcumuz vardır, bizi bize öğrettikleri için...

Karşımıza çıkan her kişi ve olay bir DERstir...
Alabilene...
Öğrenmezseniz aynı OLAY başınıza gelecektir...
Sevgiyle...

ŞİİR BAHÇEM

özlemlerimin denizi
bahar bahçem
her ne varsa güzelden yana...
portakal çiçeklerim
gecetütenlerim
tüm eski ve yeni düşlerim...
gümüş rengi bir deniz
güneş rengi şaraptır
yaşamak...
karbeyaz bulutların
en güzel duygularımın
eşsiz salıncağı...
yasemin kokulum
mor zambağım
her ne varsa sende
ben ordayım...

Ayşe TURAL

BİRBİRİMİZİ ANLAMAK...
İki kişinin yüzünü birbirine dönmesidir; aklından, yüreğinden geçenleri anlamak adına...
O konuşurken gözlerinin ta içine bakarak dinlemektir, can kulağıyla...
Gülümsemektir, yeri geldiğinde...
Araya bir soru serpivermektir...
Baş sallamaktır çokçası...
Kalabalıklar içinde iki kişi oluvermektir...
İçinizi dökebilmektir, sanki uzun yıllardır tanışıyormuş gibi...
Ayrılırken sıcacık el sıkışmaktır...
Bazen yaş dolu gözlerle sarılmaktır, konuşmadan...
Omzuna başını dayayıp ağlayabilmektir bazen...
Haydi hayatı paylaşın...
Paylaşın ki yalnızlıklar azalsın...


ADA'M
önce
bakışlarının köprüsünde yürümek
sesine tutunmak isterim...

sonra
hayata dokunmak
seninle bir ADA olmak isterim...

uzak bakışlardan öte
sıcacık/ güvenli/sessiz bir ada(m)...

Ayşe TURAL

YÜREĞİMİZİN SESİ...
Yüreğinizin sesini dinlemeyeli çok oldu mu? En son ne zaman o sese kulak verdiniz? Belki de sizler, sık sık onun sesini dinleyen şanslılardansınız... Dilerim öylesinizdir.
Son on yılların sorunu bu...
Günlük koşuşmalardan tutun da, içinde yaşadığımız dünyada bize dayatılan lükse, paraya, mevki hırsına ve her konudaki bitmek bilmeyen daha... daha... daha...lara bağımlılığımız; / işte o sesi/ yüreğimizin sesini duymamıza engel oluyor.
Akşam yatağa yattığımızda, bedenimizin dışına çıkıp tepeden şöyle kendimize bakabilsek keşke... Gördüğümüz manzara, pek de hoşumuza gitmeyecek gibi... Tıpkı deniz hayvanları gibi, kabuğumuza çekilmiş gibi miyiz ne? Kendimizi dış dünyadan soyutluyoruz sanki...
İlişkiler yüzeysel ve küçük hesaplar peşinde koşuluyor.
Napolyon’un “ Para... Para... Para...” deyişi gibi durmadan evler, arabalar, paralar... sayıklıyoruz. Eskiden bu kadar para mı vardı, yoksa son model arabalar ve evler mi ? Kat kat gökdelenler de...
Birbirimizden gitgide uzaklaştık, yabancılaştık. Bir selamı, ya da tebessümü esirger olduk çevremizden...
Eskiden öyle miydi ya... O zaman sanki daha kanaatkardık, paylaşımcıydık ve en önemlisi içten dostluklarımız vardı.
Tutsak Zamanlar
müebbedimsin sanki
gelecek zamanlarda...
takas şansın varken
durma git...
dışbükey aynalarda
büyürken sevdan
acıya direncin
boşuna emek...
tersine yazılarla
gör beni
suya yaz sevdanı
kapa gözlerini de...
sevda tutsağım
gönül yoldaşım
bir ömürlük masalım...

GERÇEKTE VAR OLMAYAN ZEKAMIZ…
Zekalar çok değişiktir, her zeki insanın aklı, felsefeye veya siyasete çalışmamaktadır. Wolpert'e göre, önemli oranda insan alışkanlıklarına göre düşünür, çok az sayıda insan irdeleyici, sorgulayıcı ve bilimsel düşünebilir.
Bu oran yaklaşık %15'tir. Gerçek böyleyken psikiyatristlerin veya siyasetçilerin gerçekliği değiştirme olanakları da sınırlıdır.
Eğitim düzeyinin yükseltilmesi sorunu bir dereceye kadar çözer, asıl sorun insanın sınırlarıdır. Söz konusu gerçeği kabullenerek hareket etmeyle, onu bilmeden ya da inkar ederek hareket etme arasında dağlar kadar fark bulunmaktadır...
(alıntı) Kaan Arslanoğlu/ Politik Psikiyatri)

GÖZLERİNİN MERHABASI
bir akşam
gözlerinin merhabasında
buluşuverdik ansızın...

yüreğimiz
mis gibi bir kahve molasında
hatırına
tüm kırk yılların...

ya da birlikte çıkılan
uzun ve ışıklı bir yolun
yasemin kokan başlangıcında...

Ayşe TURAL

YÜREĞİN ÇAĞIRDI BENİ...
Günümüzde gerçek sevgiler tozlu raflarda unutuldu gitti... Ne yazık ki!
Olur ya hani, bir gün ansızın biri çıkar karşınıza...
Düşlerden çıkıp gelmiş gibi...
Hayallerin ötesindeki ülkelerden birinden mesela...
Sevdalı bir yürek çağırırsa sizi, kimseye kulak asmadan koşun... ' Yüreğin çağırdı beni, ben sana geldim...' deyin...
Başkalarının ne diyeceğine bakmadan...
Önünü ardını düşünmeden hem de...
Bırakın aşk sizi sobelesin...
Hesapsız kitapsız sevin...
Delice...
Tutkuyla...
Sevmek bir tutkudur...
AŞK daha büyük bir tutku...
' Daha sonra demek, çoook GEÇ demektir...
Şimdi 'SENİ SEVİYORUM...' deme zamanı...'
Ayşe TURAL
Bu haber 139 defa okunmuştur

:

:

:

: