Kıbrıslı Türklere haksızlık

Crans Montana'da devam eden Kıbrıs konferansı garanti ve güvenlik konularına kilitlendi.
Crans Montana'da devam eden Kıbrıs konferansı garanti ve güvenlik konularına kilitlendi.
Dönüşümlü başkanlık, kararlara etkin katılım, siyasi eşitlik, mülkiyet, bunlar önemli değil mi?
Neden bu konular ön plana çıkarılmıyor, tartışılmıyor, bunlar bizim en önemli kazanımlarımız, güvenliğimiz, garantimiz olacak konular.
Bunlar belirli noktaya gelmeden, sadece bir konuya odaklanmak, Kıbrıs sorununu sadece 'garanti ve güvenlik' sorunuymuş gibi gösteriyor.
Bu eksikliği kendi içimizde maalesef biz de yapıyoruz.
Her konunun ve genel olarak Kıbrıs sorununun görüşüldüğü bir konferans yapılıyor.
Crans Montana'da sanki Türkiye, Yunanistan ve Rum müzakerecilerin konferansı var.
Bu durum Kıbrıslı Türklere haksızlıktır.
Sıfır garanti, sıfır asker Türkiye tarafından kabul edilse bile, Kıbrıslı Türklerin beklentileri, istekleri, eşitliği, kazanımları ne olacak, bunlar ne zaman tartışılacak?
Bunlara kabul görecek şekilde cevap vermeyen, sadece garanti ve güvenlik konularının ağırlaştığı bir çözüm modeli kuzey Kıbrıs'ta yapılacak referandumdan onay alacak mı?
Buna önem verilmiyorsa, Kıbrıslı Türklere bir haksızlık daha yapılıyor demektir.
Elbette garanti ve güvenlik konusu önemlidir.
Özellikle Rum tarafı ve Türkiye, konferansı bu konular etrafında tartışıyor.
Tarafların garantiden, güvenlikten anladığı, beklediği çok farklıdır.
Fakat Kıbrıslı Türklerin başka beklentileri de var.
Siyasi eşitlik için verilen mücadelenin karşılığını almak, yönetilen değil, yöneten olmak.
Sonuç çıkmazsa, BM, daimi temsilciler, nasıl bir tavır alacak?
Öyle veya böyle, onlar 'son çaba' demezse olmuyor.
Kaldı ki 'son çaba' sonrasında da bu ülkede düzlüğe çıkmak kolay değil.
Çözüm sonrasına ne kadar hazır değilsek, çözümsüzlüğe de hazır değiliz.
Hükümetlerin görevleri burada çıkıyor ortaya, ya toplum olarak bizler?
İyi yönetilmek için ne yaptık?
Bir yanımız, devlet kurmakla, bir yanımız çözümü zorlamakla her şeyin bitiğini zannediyoruz.
Aslında herkes bu yapının, bu düzenin çöktüğünü, yürümediğini, görüyor, biliyoruz.
Yazıyor, söylüyor, dile getiriyoruz.
Zaman zaman siyasi taraf olmakla suçlanıyoruz.
Oysa beklenti, normal bir ülke olmak, normal bir ülkede yaşananları yaşamayı istemek.
Adaletin, hukukun, eşitliğin, insanın özde olduğu kararları, yasaları, yaşam düzeyini beklemek.
İnsanlar bunlara isyan ediyor, bunlardan, yani kötü yönetilmekten çözüme zaman kaybetmeksizin ulaşmak istiyor.
Kıbrıs sorununun çözümüne karşı çıkmak, çözümsüzlüğe sevinmek, fakat kötü yönetime, onca hataya sesini çıkarmamak, anlaşılmaz bir çelişkidir.
Bugün için çözümsüzlük alternatif değildir.
Bu da Kıbrıslı Türklere bizzat kendi içinden yapılan bir başka haksızlıktır.
'Türkiye ne isterse o olur, hepsi aynı, biz yapamayız' bu türden teslimiyet ve umutsuzluk bu topluma layık görüldü.
Bu anlayış, ülkeye, toprağa, siyasete, kurumlara inanışı bitirdi.
Yarım yamalak ülkeyi yönetmeyi sadece kamusal kaynakları yandaşlara dağıtmak zanneden yönetimler, toplumsal dayanışmayı yok etti.
Şimdi herkesin başını iki eliyle tutarak ne yaptık, ne yapıyoruz diyeceği zamandır.
Hatta geç bile kalınmıştır, bunların devamı, geri dönüşü mümkün olmayacak zamanlara gitmektir.
İşte bu inançsızlık da Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerine yaptıkları haksızlıktır.
Bu haber 521 defa okunmuştur

:

:

:

: