Hep aynı soru “nereye kadar?”

Kıbrıs sıcak, hem de çok sıcak.
Kıbrıs sıcak, hem de çok sıcak.
Kıbrıs’ın sorunu, Kıbrıs dışında sıcak gelişmeler yaşıyor.
An ve an Crans Montana konferansından gelişmeler, haberler geliyor.
Ülkemiz, geleceğimiz için sıcak saatler, günler yaşanıyor.
Bunlar, gelişmelere yansıyan sıcaklıklar.
Bir de iklimsel sıcaklığımız var.
Bizim ülkemiz böyle, yaz ayları, özellikle bu zamanlarda bunaltıcı sıcaklar ve hava koşulları yaşamımızı ciddi şekilde etkiliyor.
Bu durum bu ülkenin bir gerçeği, bu gerçeğe göre hayatı, günlük yaşamı düzenlemek gerek.
Günlük yaşamın önemli bir kısmını çalışma saatleri oluşturuyor.
Özellikle dışarıda, mevsimden, güneş ve sıcaktan direk etkilenen çalışanlar olumsuz etkileniyor.
Ülkede yaşayan herkesten sorumlu olan devlet, herkes için gerekli önlemleri almakla sorumlu.
Olumsuz hava koşullarında, çalışma saatleri en uygun zaman dilimleri içinde belirlenmeli.
Bu yapılırken, iş sahiplerinden çok, işçiler, çalışanlar, onların hak ve yaşamları düşünülmeli.
Çünkü öncelik, her ne koşulda olursa olsun insandır, insan hayatıdır.
KKTC, insan ve insan haklarının gelişmesinde, korunmasında, önemsenmesinde oldukça gerilerde.
Özel sektörde, bazı alanlarda, eğitimsiz, yaptığı işle ilgisi olmayan, sırf çalışmak için çalışan insanları, önemli işlere, sorumluluklara getiren bir vurdumduymazlık var.
Çünkü önemli olan iş, işin yapılması ve işi yapacak birinin olmasıdır.
Biri gider, bir diğeri gelir, iş devam eder.
Mevsim sıcak, bu iklimde en çok inşaat çalışanları etkilenir.
Gerçekten kolay değil, kızgın güneş altında çalışmak, ekmek parası için her türlü zorluğa karşı gelmek.
Adına “kaza” dediğimiz yaşanmışlar var inşaat sektöründe.
Trafikte “kaza” dediklerimizle yarışan, kuralsızlığın, umursamazlığın, denetimsizliğin tavan yaptığı, kuralsız memleketin gerçek yüzünü gösterdiği.
Elbette tesadüf değildir;
İşe yeni başlayan, yaptığı işi ilk kez yapan, eğitimiyle, tecrübesiyle, değil, para kazanmak için “her işi yaparım” mantığıyla çalışan insanların “iş kazası” yapması.
Bulaşıkçı olarak çalışmaya gelen bir insanın kamyon şoförü olarak çalıştırılmasını, kullandığı kamyonun yasa dışı olmasını, denetleyecek, kontrol edecek bir merci, bir mekanizma yok mu?
Kuralsız, yasa dışı, insan hayatını önemsemeyen çalışma hayatı ile “denetleyecek olsak, bütün inşaatları kapatmamız gerek” çaresizliğine sığınan bir otorite tabi ki iş kazalarına çare bulamaz, bulmaz.
İş güvenliğini sağlamak için ilk önce devlet daha sonra işveren ve sendikalara önemli sorumluluklar düşüyor.
Bizde devlet inşaatları durdurmamayı, işveren işin bir an önce bitmesini düşünürse, sendika örgütlenmesi de yoksa gelinen noktaya şaşırmamak gerek.
Sendika yok, denetim, ceza yok peki, nereye kadar?
2011’de 6, 2012’ de 4, 2013’ de 7, 2014’ de 6, 2015’ de 13, 2016’ da 7, 2017 yılının ilk 7 ayında 5 ölümlü iş kazası yaşandı.
Kazalara kurban giden insanların çoğu üçüncü ülkelerden buraya çalışmaya gelen emekçiler.
İş çığırından çıktı, insandan daha değerli bir öncelik yok, yapılması gereken sadece yasaların uygulanması, denetim, ceza, caydırıcılık, düzen, kural ve sistem.
Bunlar geciktikçe aynı soruyu sormaya devam edeceğiz.
Nereye kadar?
Bu haber 559 defa okunmuştur

:

:

:

: