Kosova örneği Kıbrıs sorununda bir dayanak mıdır?

Kosova örneğinde şöyle bir detay vardır.
Kosova örneğinde şöyle bir detay vardır.
Bu sanırım birçok kişi tarafından atlanıyor.
Ya da görmemezlikten geliniyor.
Şöyle ki, KKTC’nin ilanı uluslararası hukuk kurallarına aykırı olmayabilir
Lakin Kosova emsalinde Mahkeme verdiği kararda Kıbrıs’la Kosova arasında çok net bir ayrım yapma ihtiyacı duymuştur.
Nedir o?
Kararın 114. paragrafında Kosova’yla ilgili, 1999 tarihli 1244 sayılı Güvenlik Konseyi kararına atıfta bulunularak, Kosova’nın nihai statüsünü belirleyecek uzun vadeli siyasi sürece yardımcı olmak için “Kosova’da geçici bir rejim yaratmayı” amaçlandığının tespiti yapılmıştır.
Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’la ilgili kararlarının ise, geçici bir rejim yaratmakla değil, doğrudan doğruya KKTC’nin uluslararası hukuk nezdindeki statüsüyle ve Kıbrıs’ta bulunacak “nihai” çözümün açıkça belirlenmiş parametreleriyle ilgili olduğunun altı çizilmiştir...
Kıbrıs’la ilgili BM Güvenlik Konseyi’nin 1999/1251 nolu kararının 11. paragrafına gönderme yapılarak Kıbrıs’taki çözümün, “tek egemenliğe, tek uluslararası kimliğe ve tek vatandaşlığa dayalı, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü güvence altında olan bir Kıbrıs Devleti temelinde” olması gerektiğini belirtmektedir. Dolayısıyla Güvenlik Konseyinin 1251 nolu kararında Kıbrıs’ta bir federasyon kurulması gerektiği ve “ayrılmanın” da engellenmesinin şart olduğunun belirtildiğini vurgulayan Mahkeme, bu noktadan hareketle, Güvenlik Konseyi’nin, Kosova’dan farklı olarak, Kıbrıs’taki “kalıcı çözümün kendine has koşullarını” belirlediğini söylemektedir.
Sanırım buraya kadar anlaşılmayan bir şey yok.
Dolayısıyla öyle kafa karıştırarak uzun uzadıya yazmanın da bir anlamı yoktur.
Özetle anlamamız gereken, UAD’ın Güvenlik Konseyi kararlarını ve BM parametrelerini öne sürerek KKTC’nin tanınmasının önünü kestiğidir.
Bu kadar net.
Peki bu bağlamda doğru yapılmayan nedir?
Güvenlik Konseyi’nin 1964’te aldığı 186 nolu karar dahil olmak üzere, tüm kararların süre gelen yanlışlığı ve bu yanlış kararları zemin yapılarak Kıbrıs sorununun çözülemeyeceği artık çok net olarak görülmektedir.
Peki, ne yapılabilir?
Kıbrıs sorunu ile ilgili Güvenlik Konseyi tarafından alınan tüm kararların iptali için uluslararası mahkemelere başvurulabilir.
Elbette bu hukuki ve uzun zaman önce düşünülmesi gereken bir yol olabilirdi.
Fakat bugüne gelinceye dek böyle bir yol kullanılmadı, ya da kullanılamadı.
Hal böyle olunca, BM Güvenlik Konseyi’nin, KKTC’nin kurulmasından sonra aldığı 541 ve 550 sayılı kararlarla, KKTC’nin kuruluşunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve bu devletin tanınmaması gerektiği, dahası, 1999 tarihli, 1251 sayılı kararıyla, BM Güvenlik Konseyi’nin, daha önceki kararlarını teyit ederek, Kıbrıs’taki çözümün, “tek egemenliğe, tek uluslararası kimliğe ve tek vatandaşlığa dayalı, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü güvence altında olan bir Kıbrıs Devleti” ve ayrılmanın yasaklandığı bir federasyon temelinde olması gerektiğini söylediği kararlara gereken tepkiyi ortaya koyabildik mi?
Uluslararası hukuk nezdinde itiraz edebildik mi?
Hayır.
Hoş bu nokta da yapılan haksızlıklara yeterli ve kararlı tepki göstermek bir yana kurduğumuz devletin doğru dürüst tanınmasını dahi istemedik, isteyemedik.
Çünkü burada mesele devlet içinde toplumsal bütünlüğü sağlamak değildi.
Tanınmamış devlet statüsünde bir zümrenin bunu kullanıp statükosunu sürdürmekti maksat.
İşte o zümrenin de bugüne kadar KKTC tanıtma gibi bir derdi olmamıştır.
Şimdi Kosova’nın bağımsızlığına yeşil ışık yakan UAD kararına dayanarak ‘bizi de tanıyın’ demekle bu işlerin olmayacağı aşikar değil midir?
Bu haber 191 defa okunmuştur

:

:

:

: