Savaşlar hiç bir şeyi çözmedi!

9-10 yaşlarındaydım. Yaz tatillerinde Mağusa’da namı değer Antikacı Osman abiye çırak olurdum. Küçük bir dükkanı vardı.
9-10 yaşlarındaydım.
Yaz tatillerinde Mağusa’da namı değer Antikacı Osman abiye çırak olurdum.
Küçük bir dükkanı vardı.
Turistik eşyalar satardı.
Hem ona yardım ederdim, hem harçlığımı çıkartırdım, hem de bir çok insanla diyalog kurardım.
Sabah 8 işe giderdim, saat 13.00-16.00 öğle arası.
16.00- 1900 öğleden sonra mesaisi yapardık.
Çok güzel günlerdi.
Yan taraftaki kahveden de güllü süt içmeyi ihmal etmezdim.
Akşam üzerleri önce Ali dayı geçerdi bisikletiyle, üzerinde yasemenler, ful çiçekleri.
Öyle zannediyorum ki hala o bisikletin üzerinde mis kokulu yaseminlerini satmaya devam ediyor Ali dayı..
Dükkanın önünde durur kahvede bir soluklanır sohbet ederdik.
Sonra Yavuz Arap vardı.
Bisikletini elektrik direğine dayar soğuk birasını alır otururdu kahvenin önüne.
Kundur Ali Dayı gelirdi.
İddialı tavla maçları başlardı.
Coşkulu günlerdi.
O yaşlarda hiç bir şeyi dert etmiyorduk.
Güle oynaya geçiriyorduk günleri.
Akşam ev dönüşü mutlaka İrfan dayıya uğrar dondurmamı alırdım.
Böyle bir Temmuz ayındaydık yine.
Müthiş bir sıcak vardı.
Sabahın erken saatlerinde nem çökmüştü Mağusa’ya.
Evden çıktım, Behiç dayının fırının oradan yırtıp ara sokaklardan dükkana gidiyordum.
Yanlış hatırlamıyorsam tarih 15 Temmuz’u gösteriyordu.
Bunu da sonradan öğrenecektim.
Zira o yaşlarda takvimle falan çok da işim olmazdı.
Neyse dükkana vardım, ustamda bir telaş.
Fakat bana çok da belli etmemeye çalışıyor.
Dükkanın günlük temizliğini birlikte yaptık ve kapının önüne kaba gölgeye oturduk.
Çok geçmedi, mücahitlerin sağa sola koşuşturduğunu gördüm.
Bu arada surların dışından tek tük silah sesleri duyulmaya başlamıştı.
Mağusa Kapısı diye adlandırılan köprülü kapı bir anda mücahit ve polislerin müdahalesi ile kapatılmıştı.
Etrafta koşuşturma devam ediyordu.
Ustam bütün bunlar olurken, dükkanın içine girdi etrafı toparlamaya başladı.
Sabah dükkanın önüne çıkarttığımız malları içeriye taşımaya başladık.
Sonra bana döndü, hade bakalım Derviş bugün erken kapatıyoruz, sen de bu ara sokaklardan doğru evine git dedi.
Neler olduğunu anlamamıştım ama eve erken dönmenin keyfi ile oradan ayrıldım.
Geçtiğim sokaklarda insanlar üçer beşer toplanmış fısır fısır bir şeyler konuşuyorlar.
Mahalleye geldiğimde önce dedemin evine uğradım.
Dedem radyonun başında bir kaç arkadaşı da yanında hararetle bir şeyler dinliyorlardı.
Sonra eve gittim.
Annem telaşlı.
Babamın eve gelmesini bekliyor.
Belki neler olup bittiğine dair ondan bir şeyler öğrenebilirdi.
Fakat Babam gelmedi.
Ne o gün, ne de ondan sonra ki günlerde de eve gelemedi.
Ve uzunca bir süre gelemeyecekti.
Polistii babam.
Ve görevdeydi.
Biz neden sonra öğrendik ki, Makarios’a karşı Yunan Cuntasının darbe girişimi olmuş.
Fakat bu kadarla kalmayacağını da o günlerde anlayamazdık.
Namluların bize döneceğini nereden bilebilirdik.
Ve o namlular bize döndü.
Zor günler başladı böylelikle.
Ölümler peş peşe geldi.
Acı, gözyaşı, barut kokusu ile tanıştık.
Bir savaşın tam ortasındaydık artık.
Başımıza bombalar düşmeye başlamıştı bile.
Korkunç gürültüyle birlikte.
Mermiler sağnak halinde üzerimize yağmaya devam ediyordu.
Günlerce hisarların altındaki sığınaklardan başımızı dışarıya çıkartamadık.
Bir parça ekmek bir yudum su ile günler geçirdik.
Ailemizden kimin ölü, kimin sağ kaldığını bilmeden geçen kabus dolu günlerdi.
Cesetler yaralılar geliyordu durmadan çifte mazgalın içine.
Oradaydık!
Hüzün dolu yüzler, acı dolu bakışlar arasında geçen günler yaşadık.
Acılar tattık.
Kayıplar verdik.
Telafisi olmayan kayıplar.
Kaç çocuk babasız kaldı.
Kaç baba evladını kaybetti.
Kaç kadın kocasını yitirdi.
Diyeceğim o ki, Allah kimseye savaşlar yaşatmasın.
Bizler hiç hak etmediğimiz halde acımasız bir savaşın içine çekildik.
Savaşların ne denli kötü bir şey olduğunu yaşayarak gördük.
Bu haber 179 defa okunmuştur

:

:

:

: