Gelecek kuşaklara borcumuz var

Bir 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı daha geride bırakırken, bu kez yarım asra ulaşan müzakere tarihinde çok önemli bir yol ayrımına geldiğimizi de çok açık bir şekilde fark etmemiz gerekiyor.
Bir 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı daha geride bırakırken, bu kez yarım asra ulaşan müzakere tarihinde çok önemli bir yol ayrımına geldiğimizi de çok açık bir şekilde fark etmemiz gerekiyor.
Dün gerek Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajı, gerekse Cumhurbaşkanı Akıncı’nın bu mesaja verdiği cevap, bize bu o yol ayrımının hemen önündeki kavşakta durduğumuzu fark ettiriyor.
Erdoğan, 'Artık hiç kimse, Türkiye’nin, Kıbrıs Türk halkının ilanihaye çözümsüzlüğün mağduru olarak kalmasına, hiçbir hukuki temeli bulunmayan kısıtlamalara maruz bırakılmasına seyirci olmasını beklememelidir' sözü bir gerçeğin en çıplak hali aslında.
Müzakere yorgunu bu halkın sabrı taştı.
Erdoğan’a cevap veren Akıncı’nın da “Daha fazla ambargolar altında yaşamaya mahkum edilemeyiz” sözleri, bu konuda bir adım atılacağının emaresi gibi görünüyor.
Akıncı, “Önümüzdeki günlerde serinkanlı değerlendirmeler yapmak ve yıllar süren haksızlıkları bertaraf etmek için koordineli çalışmalar içinde olmalıyız” diyerek işte o çok sözü edilen B Planı çalışmalarına vurgu yapıyordu.
20 Temmuz Kutlamaları için dün adamıza gelen Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, müzakere masasına ve bundan sonrasına ilişkin Ankara’nın merak edilen görüşlerini en üst düzeyde ortaya koydu.
Yıldırım, “Bir sene sonra müzakerelerin kaldığı yerden devam etmesinin bir anlamı yok” sözleri de müzakere masasındaki belirsizliği de ortadan kaldırıyor bana göre.
Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız, dayanaksız kısıtlamalara son verecek adımların artık vakit geçirilmeden atılması gerektiğini söyleyen Yıldırım’ın sözlerini Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun açıklamalarıyla alt alta koyduğumuzda tablo netleşiyor.
Ertuğruloğlu dünkü mesajında “Gönlümde yatan KKTC’nin tanınma yoluna çıkılması” dedi.
Üstelik AK Parti hükümeti bu konuda Türkiye’de neredeyse hemen hemen her konuda ayrı düşündüğü ana muhalefet CHP ile de çok yakın. Nasıl mı?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz’ın “Dışişleri Bakanlığı’na KKTC'nin tanıtılması için özel temsilci atanması gerektiği” yönündeki sözleri, bu yöndeki bir B planı için topyekun, hep birlikte yola çıkabileceğimizi bize gösteriyor.
Biliyorum şimdi hemen BM kararlarından, tanınmanın mümkün olmadığı gibi ezberlerden dem vuracaktır bazıları.
Ama şunu unutmamak gerekir. Türkiye hiçbir zaman KKTC’nin tanınması için etkin ve güçlü bir politika yürütmemiştir.
Öyle ya bir taraftan adanın birleşmesi için müzakere yürütülürken, diğer taraftan tanınma stratejisi gütmek pek de mümkün değildi.
Şimdi gelinen süreçte müzakerelerden bir sonuç alınamadığı kesinlikle ortaya çıkmışsa artık yapacak bir şey kalmamış demektir.
Ankara’da Türkiye Dışişleri’ne KKTC’nin tanınmasıyla ilgili bir görevli de atanması dahil, uluslararası arenada uğradığımız haksızlıkları gidermek için tüm uğraşlar sonuna kadar verilmelidir.
Aksini düşünmek, maça çıkmadan kaybetmek demektir. 20 Temmuz 1974 ve öncesini hatırlayanlar, o günkü şartların bugünden daha kolay olmadığını biliyor.
Bize emanet edilen vatanın kıymetini bilmeli, bu topraklar için canını veren şehitlere borcumuz için KKTC’nin nasıl ayakta kalabileceğinin yollarını aramalıyız.
Bunu yapmak, gelecek kuşaklara, bu vatanı emanet edeceğimiz evlatlarımıza olan borcumuzdur.
Bu haber 158 defa okunmuştur

:

:

:

: