Kıbrıs'ta başka süreçler derken…

Müzakere, konferans, 15 Temmuz, 20 Temmuz derken, aynı yerdeyiz.
Müzakere, konferans, 15 Temmuz, 20 Temmuz derken, aynı yerdeyiz.
Aynı yer fakat değişecek diyorlar.
Gerçekten ne olduğunu bilen var mı?
Neler konuşuluyor, gelinen nokta ne, ilerlemeler de varmış, peki, nedir ilerleyen?
Kıbrıslılar neyi, ne kadarını biliyor?
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide;
“Karşılıklı suçlama oyununun zamanı değil diye düşünüyorum. Herkes, sadece kendileri haklıydı, diğerleri hatalıydı görüşünde.
Crans-Montana’da Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının ortak bir başarısızlık olduğunu kabul etmek zorundayız.
Liderler sorunun çözümü konusundaki çabaları devam ettirme kararı alırsa BM her zaman hazır ama adada ve çevresindeki gelişmelere bakıldığında şimdilik böyle bir süreç görmüyoruz. “
BM, müzakereler ve başarısız konferanslar sonrasında taraf göstermiyor.
Bunun yanında;
Mademki çözüm bulanamadı, hata her iki tarafın diyor.
Taraflar istese de, ada ve çevresindeki gelişmelere bakıldığında çözüm çabalarına devam etmek mümkün görülmüyor.
Eide’nin açıklaması bu yönde.
Ne şiş yansın, ne kebap anlayışıdır bu ve bu anlayış olumlu bir sürece hizmet etmiyor.
Sadece zamana ve mevcut durumun kökleşmesine fırsat tanıyor.
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu;
“Artık bundan sonra başka süreçler olacak Kıbrıs’ta. Ömür boyu bu şekilde bu süreç böyle gidemez.”
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı;

“…Geldiğimiz aşamada Rum tarafının yönetimi siyasal eşitlik temelinde paylaşmakta ciddi sorunları olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.
Rum tarafının isteksizliği nedeniyle Kıbrıs Türk halkının ambargolar altında bir yaşam sürmesi adil bir durum değildir. Rum tarafı istemiyorsa, gönüllerinin olmasını bekleyecek halimiz de elbette yoktur.”
Hepsini anlayabiliyorum, hatta haklılık düzeyi en üst noktada görüyorum.
Mutlaka ki bu süreç ömür boyu böyle gidemez.
Elbette kimse, kimsenin gönül rızasını beklemek zorunda değil, olmamalı, sorun, çözüm ve barış herkese aynı umudu vermeli, aynı umutsuzluğu, aynı hayal kırıklıklarını her iki halk hissetmeli, sahiplenmeli.
Rum halkı daha rahat, bununda anlaşılır sebepleri var.
Ama Kıbrıs Türkü öyle değil.
“Çaresiz değiliz, istemiyorlarsa bekleyecek halimiz yok, Rum tarafı istemiyor diye ambargo altında yaşamamız adil değil.”
İşte bizi kilitleyen nokta, bunu kendimize bile anlatamıyoruz, dünyaya nasıl anlatacağız?
Bunun yolu nasıl bulunacak, nedir bu işin çözümü?
Türkiye geçtiğimiz süreçte ne kadar esneme gösterdi, özellikle garantiler ve asker konusunda son noktayı nerede koydu?
Her iki tarafın sunduğu haritaları kimler gördü, içerik neydi?
Cumhurbaşkanı bilgilendirme toplantıları yapıyor, Türkiye’den gelen yetkililerle, bizim siyaset önderleriyle, Belediye başkanları, muhtarlarla görüşüyor, anlatıyor.
Nedir anlatılan, toplumun geleceği konuşuluyor, toplum kulaktan dolma, bilgi kirliliği içinde tartışıyor.
Üstelik her konuyu, süreç çöktü, sonraya kalan, bundan sonra ne olacak.
Kıbrıs’ta başka süreçler olacak derken, bunun kararını kim verdi?
Kıbrıs Türk halkı başka süreçleri istiyor mu, ne biçilecek, ne dikilecek yarınlara dair?
Daha önce toplum sahip çıkmıyor dedim, yazdım, ama toplum bilmediği sürece nasıl sahip çıksın.

Müzakere süreci ve geride kalan konferanslarda toplum tam aydınlatılmamakla beraber, artık başka süreçler olacak söylemi de aydın değil.
Buna tek başına ne Türkiye, ne KKTC Cumhurbaşkanı ve hükümeti karar verebilir.
Kendi kararını verme sadece müzakerelerden vazgeçmek için değil, geleceğini kimsenin insafına bırakmama içinde geçerlidir.
İlgili tüm taraflar suçlama oyunları yerine, açık şeffaf olan biten neyse anlatsın.
Anlatsın ki hayatı masalarda pazarlık konusu olan Kıbrıslılar kendi kararını verecek,hayatını şekillendirecek iradeyi ortaya koysun.
Bu haber 536 defa okunmuştur

:

:

:

: