Beşparmak’ın verdiği ders!..

İstanbul’un boğucu atmosferinden bunalıp Kıbrıs’a tatile gelen bir dostum, “çok şanslısınız” dedi geçenlerde…
İstanbul’un boğucu atmosferinden bunalıp Kıbrıs’a tatile gelen bir dostum, “çok şanslısınız” dedi geçenlerde…
Neden diye sordum?
“Biz bir hafta, bilemedin 15 gün tatile geliyoruz. Siz 12 ay buranın keyfini sürüyorsunuz” dedi…
Şöyle bir düşündüm, haklıydı…
Biliyorum sürekli şikayet ettiğimiz trafik kazaları, çevre sorunları, hayat pahalılığı, yarım asırdır çözülemeyen Kıbrıs meseli bir yana…
Binlerce yıllık tarih dokusu, güneşi, denizi, kendine has daha yavaş akan hayatıyla gerçekten cezbedici bir yer Kıbrıs…
Belki de Akdeniz’in ortasında yüzyıllar boyu üstlendiği liman olma görevini, koyuna giren insanların ruhuna huzur için üstlenmiş son zamanında...
Bütün şikayetlerinizi bir kenara bırakıp bir turist gibi gezmeye davet ediyorum bu Pazar sizi Kıbrıs’ta…
Her zaman yanından geçip gittiğiniz ama görmediğiniz o buram buram tarih kokan dokuya bir kez dokunun ne olur…
Mağusa’daysınız mesela, 3 bin yıllık Salamis Antik kentindeki o taşlara elinizi değdirmek ruhunuza iyi gelebilir…
Truva Savaşı’nda yenik düşüp buraya gelen Salamis Kralı Telamon’un oğlu Tefkros’un kenti nasıl kurduğunu, bir yenilginin üstüne nasıl bir kent inşa ettiğini hayranlıkla izleyebilir siniz…
Ya da Beşparmak dağlarının serinliğinde denizden yükselip, Kıbrıs’ı izleyebilirsiniz. Kim bilir belki de o sırada, efsanede anlatılan, aşkı için dövüşen o gençlerin hikayesini de duyabilirsiniz tepelerden…
Efsaneye göre, çok eski zamanların birinde dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kızın sevdası iki gencin yüreğine ateş düşürmüş. Bunlardan birisi bütün iyi huyları üzerinde toplamış. Diğeri de bütün yaşamı boyunca kötülüklerle yatmış, kötülüklerle kalkmış.

Kızı bir türlü paylaşamamışlar. Bir gün oturup anlaşmışlar. Bir bataklık kenarında kılıçla dövüşmeye karar vermişler. 'Ölen ölsün. Aramızdaki didişme bitsin, sağ kalan kızı alsın' demişler.

Dövüşmek için kararlaştırdıkları saat gelip çatmış. Her ikisi de kılıçlarını kuşanmışlar. Nasıl dövüşeceklerini daha konuşurken kötü yürekli delikanlı, karşısındakinin boşta bulunduğu an, bir hamle yapmış. Kılıcını savurup düşman gördüğü rakibini yaralamış.

Sonunda kötü kalpli delikanlı, iyi yürekli olanı bataklığın içine sürmüş. Fakat dövüşün sonunda kötü kalpli delikanlıyı çamur yutmuş.

İyi yürekli delikanlı da çamura girdiği için batağa saplanmış. Kan kaybettiğinden onu da çamur yutmaya başlamış.

Kılıç tutan elini havaya kaldırmış. Sonunda başı da çamurun içine gömülmüş. Yalnızca yukarıya uzattığı elinin beş parmağı dışarıda kalmış, bataklık çamuru birden bire kurumuş. Bulundukları yerde yükseldikçe yükselmiş, dağ olmuş.

Beşparmak dağı böyle oluşmuş…

Kısaca o dünyalar güzeli kız, ikisine de yar olmamış. Bu efsaneden alınacak çok ders var. Belki de her ikisi de kararı kıza bıraksalardı, ikisi de kazanmış olacaktı. Biri mutlu olacaktı, diğerinin de yaşamı bataklıkta son bulmayacaktı.
Sözün özü şu… Kıbrıs’ta da Rumlar ve Türkler de bu adanın güzelliklerinden birlikte faydalanabilir. Körü körüne yapılan dövüşün kazananı olmayacaktır. Bir arada yaşamayı beceremiyorsak da yan yana komşu olmayı denemeliyiz.
Yoksa emin olun, Beşparmak efsanesinde olduğu gibi bu dövüşün de kazananı olmayacaktır…
Bu haber 210 defa okunmuştur

:

:

:

: