Ya özgür bir iradeye sahip çıkacağız ya da yok olup gitmeyi göze alacağız

Hayat, özgürlük ve mülk insanlar yasa yaptıkları için var olmadılar. Aksine, gerçek şudur ki hayat, özgürlük ve mülk insanların ilk etapta yasa yapmasına vesile oldu.
Hayat, özgürlük ve mülk insanlar yasa yaptıkları için var olmadılar. Aksine, gerçek şudur ki hayat, özgürlük ve mülk insanların ilk etapta yasa yapmasına vesile oldu.
O halde kanun yapıcıların özelinde başarısız toplumsal siyasetçilerin bu kadar işe yaramaz sistemi topluma bilerek ve isteyerek boşuna uyguladıkları gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Gerek tarihsel göstergeler gerekse hayatın akışında bire bir yaşadığımız tecrübeler göstermiştir ki, özgürlüğümüzü en çok korumamız gereken zamanlar, tam da devlet politikalarının bizlere yararlı olduğunu düşündürdükleri anlardır.
Özgürlük için doğan insanoğlu, kötü niyetli yöneticilerin “özgürlük”e saldırılarını geri püskürtmek için doğal olarak her zaman tetiktedir.
Özgürlüğe karşı esas büyük tehlike ise iyi niyetli olduğunu düşündüğümüz ama aslında özgürlüğümüze sinsice bir tecavüzü içeren hükümetlerin ortaya koydukları politikalardır.
Özgür bir toplumda, bir devlet bazı görüşlerin propagandasını yapmak ve diğerlerinin aktarılmasını engellemek için hukukun gücünü ya da vergi ödeyenlerin parasını kullanamaz.
Genel yasalar kişisel emirler kadar gaddarca olabileceği için hukukun üstünlüğü özgürlüğü garantilemez.
Fakat hukukun üstünlüğü her zaman bireysel güvenin artmasını sağlar.
Özgürlük istemediğimiz birçok şeyin de yapılması ve ortaya çıkması demektir.
Kaldı ki özgürlüğe olan inancımız, belli durumlarda öngörülebilir sonuçlar doğuramayabilir.
Dolayısıyla bütün kamusal ihtiyaçların zorunlu olarak bir kuruluş tarafından karşılanması ve toplumsal amaçlara kendini adamak isteyen bireylerin kullanacakları bütün araçların devletin kontrolü altında olması gibi zararlı fikirler, özgür bir toplumun temel ilkeleri ile bağdaşmaz.
Herhangi bir toplumda düşünce özgürlüğünün büyük ihtimalle küçük bir azınlık için direk anlamı olabilir.
Fakat bu, bu özgürlüğün birileri tarafından başka özel kimselere bahşedildiği ya da birilerinin onu bahşedebilme gücü olduğu anlamını taşımaz, taşımamalı!
Özgürlük, yani kişinin başkasının baskısından ve zorlamasından uzak olma durumu toplumun her köşesine sirayet eder.
Ve bunu hücrelerinizde hissedersiniz.
Aksi zaten özgürlüğünüzü yitirmişsiniz demektir.
Yaşadığımız hayatların tecrübelerinde önümüze çıkan emsallerden de anladığımız şekliyle özgürlük nerede yok edildiyse, hemen her zaman insanlara söz verilen bazı yeni özgürlükler adına yok edilmiştir.
İşte tam da bu noktada sorgulanması gereken en önemli şey toplumsal eylemlerin refleksidir.
Bireyler tarafından değer verilen ya da gerçekten keyif alınan her şeyin kişisel özgürlük olduğunu düşünmeden evrensel özgürlüğün etrafında hezimet yaratıyorlar.
Politik özgürlük yalnızca bireysel özgürlük yarattığı müddetçe iyidir.
Hukukun sonu özgürlüğün ortadan kaldırılması ya da kısıtlanması ile gelmez, aksine özgürlüğün korunması ve genişletilmesiyle gelir. Hukuka sahip olarak yaratılmış tüm canlılar için bir gerçek var ki o da hukuk yoksa özgürlüğün olmadığıdır. Özgürlük, başkalarının kısıtlamalarından ve şiddetinden uzak olmak anlamına gelir ve eğer hukuk olmasaydı bu gerçekleşmezdi.
Ayrıca özgürlük bize söylendiği gibi kişinin istediği her şeyi yapması anlamına da gelmiyor.
Örneğin başkalarının keyfi isteklerine tabi olan bir kimse özgür olabilir mi? Özgürlük ve özgür kalmayı başarabilmek hayatımızı, hareketlerimizi, sahip olduklarımızı ve tüm varlığımızı o uyumla oluşmuş yasaların izin verdiği şekilde, yani başkalarının iradelerine keyfi şekilde maruz kalmayacağımız şekilde ve ancak kendi isteklerimizi takip edeceğimiz şekilde düzenlememize izin verir.
Aksi zaten özgürlükten bahsedilemez..


Bu haber 126 defa okunmuştur

:

:

:

: