Egemenlik kılıfında, popülizm

Kıbrıslı Türklerin kendi iç düzenlerini kurmak için bir yapı oluşturuldu.
Kıbrıslı Türklerin kendi iç düzenlerini kurmak için bir yapı oluşturuldu.
1983 yılının kasım ayından sonra, bu yapı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak isimlendirildi.
Bir devlet oluştu, nedir devlet?
'Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır.
Devletin gölgesi tüm beşerî faaliyetlerin üstüne düşer: Sosyal refah, iç düzen, halk sağlığı için uğraşır, bundan meşruiyet kazanır. Kural koyar, düzenler, yetkilendirir, yasaklar.
Devletin başlıca öğeleri şunlardır:
a)Halk; b) Ülke; c) Egemenlik (gerek dışarıya karşı, gerekse içerde)'
Basit ve internetten bulunacak bir tanımlama devleti böyle anlatıyor.
En önemli öğe, unsur, olması gereken 'Egemenlik' kavramıdır.
Egemenlik sadece dışa karşı değil, içerde de egemen olmak şart.
Bizde egemenlik denince, sadece Rum tarafına karşı anlaşılır, hemen cephe alınır, kırmızı çizgi olur.
Rum tarafından gelecek olanlara, 'dini siyasete alet ediyorlar' diye ayin izni verme, ama senin içinde dinin siyasallaştırılmasına seyirci kal, hatta yardımcı ol.
KKTC, ne Türkiye ile olan ilişkilerinde, ne de kendi için egemen değil, olma gailesi de yoktur, hiç de olmadı.
KKTC ve sandığa giderek sözde irade ortaya koyan vatandaşı, kaynakları dağıtmak üzerine iktidarlar seçiyor.
Bu iktidarlar o kadar kötü, o kadar gamsız, umursuz, sorumsuz yönettiler ki bu kaynakları, tek yaptıkları sadece popülizm oldu.
Biraz geriye gidin, yıllar öncesinin arşivlerini karıştırın, günümüze göre uyarlanan güncellenen bir tek kamu hizmeti var mı?
Bu kadar mı zor?
Vatandaşı süründürmek, en basit, en çağdaş, en ekonomik şekilde hizmet sunmak ve karşılığını yine aynı şartlarda almak mümkün değil mi?
Neden olmuyor, neden bir seyrüsefer çıkarmak eziyet, neden bir araç muayenesi için bir günü harcamak, üstelik bir muayene ücreti 165 TL, günü geçti mi iki katı, araçların yaşına, modeline, yılına, fiyatına göre değil de, ağırlığına göre seyrüsefer ücreti mi olur?
Hastanede kuyruk, elektrik kurumunda kuyruk, trafikte kuyruk, bu kadar küçük bir ülkede, bu kadar karmaşa normal değil.
Vatandaşa dokunmak, bunları kolaylaştırmaktan geçer.
Oysa kimsenin umurunda değil.
Egemenlik dendi mi yer yerinden oynar, ama kendi için de bile egemen değil.
Her adım yandaş, partili, geniş zümreler ve sermaye odaklı.
Yıllardır taş taş üstüne konmadı, akıllarda kalan bir tek icraat yok.
Siyaset üretmiyor, sadece eleştiriyor, ötekileştirerek besleniyor.
Yaratılan düzen insanları çalışmaktan, düşünmekten, üretmekten, gelişmekten, yenilenmekten uzaklaştırıyor.
Popülizm ve rant vatandaşın her hizmeti kat ve kat pahalıya almasını sağlıyor.
Üstelik kalitesiz, güvensiz bir şekilde.
Yıllar önce yazmıştım, artık sıradanlığın, alışılmışlığın dışına çıkmak gerek.
Devlet yönetimini korkarak değil, vatandaşı yanına almanın cesareti ile yapmak gerek.
Çare, çözüm, güç buradadır, sınır ötesinde değil.
Elbette amaç ülkeyi iyi yönetmekse, yoksa kişisel memnuniyet söz konusu ise ne söylesek boş.
Mesela, Başbakan Özgürgün;
'İndirimli Tahsilâta İlişkin Yasa Gücünde Kararname' hazırlandı. Bu kararname, ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılar göz önünde bulundurarak yapıldı.
Kararname, 31 Aralık 2014 öncesine ait vergi ve kamu alacaklarına ilişkin borçların kolaylıkla ödemesine imkân tanımak için hazırlandı. Kesinleşmiş alacaklardan herhangi bir şekilde vazgeçilmeyecek.
Vergi cezalarını tamamen kaldırıyor, gecikme zammı tahsilinde ödeme şekline göre indirim yapıyoruz' açıklamasında bulundu.
Ülkedeki ekonomik sıkıntı sadece devletin alacakları ve sermayenin ödeyeceği vergi ile mi ilişkili.
İnanın sıradan vatandaşın hiç umurunda değil.
Vatandaşa dokunmak gerek, günlük yaşamını ucuzlatarak, kolaylaştırarak.
Radikal, büyük amaç ve hedefler gerek, en başta eğitim, sağlık bunlarla ilgili başka şeyler yapmak gerek.
Gerisi, egemenlik kılıfında, popülizm yapmaktır.
Bu haber 546 defa okunmuştur

:

:

:

: