En önemli sorun denetimse, suçlu kim?

Ülke insanı mutsuz.
Ülke insanı mutsuz.
En önemli sebep belirsizlik.
Bu belirsizliği fırsata çevirenler de var.
Bir toplum mutlu olduğu coğrafyada yaşamak ister.
Hiçbir şekilde ileriye, hatta yarına dair planlama yapamıyoruz.
Bir şekilde, bir değişimin yaşanmasına ihtiyaç var.
Mesela, inanç yok, adalete, devlete, ülkeyi yönetenlere, kurumlara güven yok.
Bir ülkenin içine düşebileceği en kötü durumu yaşıyoruz aslında.
Hak ettiğimiz bu mu? Değil tabi ki.
En kötüsü ve anlamakta zorlandığım;
Ülkeyi içinde bulunduğu bu durumdan kurtarma erki elinde olanların, her şeyin normalmiş gibi davranması.
Oysa hiçbir şey normal değil, yolunda giden bir şey yok.
Olumsuz olan her ne varsa, sadece siyaset ve hükümetlere bağlı da değil.
Fakat siyasi alternatif etkin olacak şekilde yok.
İcraat anlamında bir aynılaşma var.
Alternatif olmak, farklı olmaktır, ortaya net çizgilerle fark koymaktır.
Her yıl bu dönemlerin aynılaşan, klasikleşen konuları vardır.
Yeni eğitim yılının başlaması gibi.
Bu konuyu geçtiğimiz günlerde yazmıştım.
Bu dönemin bir başka konusu Adli Yılın açılması, orada konuşulanlar, uyarılar, mesajlar.
Hep aynı cümlelerin, üstelik her yıl, üstelik daha yüksek sesle ve çeşitlenerek söylenmesi normal mi?
Bu ülkede normal, zaten yarına unutulur, başka konularla, siyasi amaçlarla günler geçer gider.
Ama bugüne yansıyacak şekilde hatırlatmaya devam edelim;
Aslında söylenen çok şey var, hepsini anlatmaya, hatırlatmaya, yorumlamaya çalışırsak sonunu getiremeyiz.
Yeni Adli Yıl açılışında Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Ferdi Şefik özetle;
“Tüm vatandaşlar kurallara uymakla yükümlüdür. Kurallara uyulmaması, tanınmaması kaos, belirsizlik, itaatsizlik ve kanunsuzluk getirir.
Bir ülkedeki hukuk düzenini korumak sadece mahkemelerin görevi değildir. Kuralların uygulanmasını ve bunlara uyulmasını sağlamak için tüm kurumlarda denetim yapılması gerekir.
Denetim yapılmadığı takdirde kurallara uyulmasını beklememek gerekir. Şu anda ülkemizdeki tüm sorunların altında düzgün ve gerektiği şekilde denetim yapılmaması yatmaktadır.
2007-2017 yılları arasında toplam 144 hükümlü TC’ye geri iade edildi. Bu hükümlülerin cezalarının belirli bir kısmının KKTC’de çekmeleri gerektiği ilgili sözleşmede yer almıyor. Bu hükümlülerin iade edildikten sonraki akıbetleri de bilinmiyor.
Bu yargıya açık bir müdahaledir. Suçlular iade edildikten sonra cezasını geri gönderildiği yerde de çekmesinin sağlanması gerekiyor. Aksi takdirde KKTC suç cenneti olma yolunda ilerleyecektir”.
Mesaj açık ve net.
Başkaları tarafından da söylenen çok şey var.
Fakat söylediğim gibi hepsini konuşsak yazsak satırlar yetmez.
İşin siyasi tarafında da söylenenler mevcut.
Mesela Meclis Başkanı Sibel Siber Ombudsman Emine Dizdarlı’nın ziyareti sırasında;
“Yapılan usulsüzlükler karşısında bir devlet otoritesi hissedilmiyorsa, ya da cezalandırılmıyorsa, o zaman denetimlerin de önemi kalmaz ve zafiyete uğrar.
O yüzden biz Ombudsman makamının denetim görevini yerine getirdikten sonra meclis komitesine sunduğu bütün usulsüzlüklerin ve mağduriyetlerin düzletilmesini ve yargıya gidecek dosyalar varsa gönderilmesini arzu ediyoruz. Ancak bu şekilde gelişmiş ülkelerde çoğu kez övgüyle söz ettiğimiz düzene ulaşabiliriz”.
Yani herkes, denetleyen de, denetim mekanizmasını çalıştırması gereken siyasetçi de, aynı şeyi söylüyor.
Meclis kendi içinde denetleniyor mu?
Meclise gelen raporların, dosyaların hangisi sonuca gitti.
Biliniyor ki, tozlu raflarda çok hasır altı olan dosyalar var.
O zaman yanlış nerede ve bu yanlışları sadece söyleyecek değil, düzeltecek kim veya kimlerdir?
Bu haber 488 defa okunmuştur

:

:

:

: