Çevre politikası olmayan geri kalmış toplumlardan biri olmak!

1972 yılında düzenlenen BM Stockholm Çevre ve Kalkınma Konferansı uluslararası boyutta çevre sorunlarının ele alındığı ilk büyük toplantıdır.
1972 yılında düzenlenen BM Stockholm Çevre ve Kalkınma Konferansı uluslararası boyutta çevre sorunlarının ele alındığı ilk büyük toplantıdır.
Çevreye iliş­kin konuların politika ve ekonomi ile de ilişkili olduklarını gösteren önemli bir başlangıç­tır.
Bu konferansta alınan kararlar, birliğin çalışmalarına da yansımış, 1973 yılından itibaren belirli dönemler halinde uygulamaya ko­nulan eylem planları, birliğin çevre politikala­rının temelini oluşturmuştur.
1 Temmuz 1987 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Tek Senedi’ne kadar AB’nin kurucu antlaşmalarında çevre konusu temel bir politika alanı olarak yer almamıştır.
Birliğin çevre politikaları 1973 yılından itibaren birliğin hazırladığı çevre eylem planları ile belirlenmişse de ko­nuya yönelik temel hükümler 1987 yılındaki Avrupa Tek Senedi’ne ve 1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması içinde yer almıştır. Bu sayede birincil topluluk hukuku­nun bir parçası haline gelmiştir.
Paris’te 19–20 Ekim 1972 yılında yapılan AB üyesi ülkelerin toplantısında çevre politikasının benimsenmesi ama­cıyla eylem programlarının hazırlanması çalışmaları başlatılmıştır.
Bu çerçevede 1973 yılından itibaren ha­zırlanan çevre eylem planları ile bu eksiklik giderilmeye çalışırken bu konudaki yetkinin sadece ulusal hukuka ait olduğu görüşü ha­kim olmuştur.
Topluluk politikaları ve özellikle çevre politikalarının amacı, sürdürülebilirliği sağlamaktır. Çevre konusundaki yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi ve uygulanması için yerel yönetimlere izin verme ya da denetleme yetkisi verilmiştir. AB Müktesebatı’nda çevre alanında, katı atık yönetimi, temiz su, atık su ve hava kalitesi standartlarını belirleyen ve tüm üye ülkelerin uymak zorunda olduğu 50’ye yakın direktif yayınlanmıştır.
Son 30 yılda oluşturulan Avrupa Birliği çevre mevzuatı yönergeler (direktifler), yönetmelikler, kararlar ve tavsiye kararları da dahil olmak üzere yaklaşık 300 hukuki düzenlemeyi kapsar. Ayrıca resmi yazılar ve AB çevre politikasına ilişkin politika belgeleri de diğer hukuki düzenlemelerdir.
Demek ki neymiş?
Avrupa Birliğine üye ülkelerde çevre politikaları birincil hukuk kapsamına alınmış..
Ve bu çerçevede değer buluyor bütün Avrupa’da.
Sistem tıkır tıkır işliyor.
Oysa bir de bize bakın.
Utanmadan sıkılmadan dilimizden düşürmediğimiz ve bu topluluğun birer parçası olmak için can attığımız bize.
Güya sözde AB uyum çalışmalarının yapıldığı Kuzey Kıbrıs’a.
Hade be ordan.
Ülkeyi bok götürüyor dersem yalan yazmış olmuyorum.
Çünkü bu ülkeyi gerçekten bok götürüyor.
Bugün bir çok ülkede yere sigara izmariti atmanın, yollara sokaklara tükürük bırakmanın ve her türlü çöpün etrafa atılmasını yasaklayan ve kanun nezdinde cezalandıran bir sistem varken, biz de şehir merkezlerinin ortasına denetimsiz tonlarca gübre dökülmesi normal karşılanıyor.
Nitekim Başkent Lefkoşa’da geride bıraktığımız hafta etrafa yayılan kötü kokunun sebebiydi bu!
Peki sadece bu kadar mı?
Değil elbet.
Elektrik santrallerinin filtresiz bacalarından çıkan dumanlar hepimizi zehirlemeye devam ederken, birer ikişer ölüyoruz bu coğrafyada denetimsizlikten.
Öyle bir devlet düşünün ki, bir elektrik sanraline filtreli baca taktırmaktan aciz.
Öyle bir devlet düşünün ki bazı turizm tesislerinden denizlerimize bırakılan atık suyu denetleyebilecek ve engelleyebilecek bir yaptırım gücüne sahip değil.
Yerel yönetimler diye bahsettiğimiz belediyelere gelince.
Onların da işleri güçleri festivaller oldu.
Ülkede belediyeciliğin geldiği son nokta da burası.
Çevreleri pislikten geçilmiyor, ama festivaller tam gaz gidiyor.
Çevre temizliğine ayıracak bütçeleri yok ama festival düzenlemelerine ayıracak paraları çok.
Böyle başa böyle traş boşuna dememişler.
Zira bu anlamda halkın da ortaya koyduğu bir tepki yok.
Hal böyle olunca da her toplum hak ettiği gibi idare edilir deyişi anlam kazanıyor.
Bu haber 155 defa okunmuştur

:

:

:

: