Adanın iki yakasında da akıl tutulması yaşanıyor!

Rum Yönetimi Kuzey Kıbrıs’ta faaliyet gösteren 206 oteli Güney Kıbrıs üzerinden gelen turistlere yasakladığını açıkladı.
Rum Yönetimi Kuzey Kıbrıs’ta faaliyet gösteren 206 oteli Güney Kıbrıs üzerinden gelen turistlere yasakladığını açıkladı.
Gerekçe?
Bu mülklerin Rum arazileri üzerine inşa edilmeleri ve/ veyahut hale hazırda Rum sermayedarlarına ait mülkler olduğu gösterildi.
Tabi bu uygulamanın esas amacı elbette bu değil.
Kuzey Kıbrıs’a karşı başlatılan bir yaptırımdır.
Ve insani değil.
Bu bir ambargodur, insani haklardan yoksun bir uygulamadır.
Ve/ fakat vahim olanı Güney Kıbrıs’ta akıldan yoksun bu kısıtlama yapılırken,Kuzey Kıbrıs’ta da yine insan haklarına tamamen aykırı bir karara imza atıldı.
Nedir bu karar?
Dışişleri Bakanlığı, Rum Yönetimi’nin Kuzey’de yaşayan Kıbrıslı Rum ve Maronitler’e Birleşmiş Milletler Barış Gücü aracılığıyla çeşitli günlük tüketim malzemeleri gönderdiğini, Rum ve Maronitler’in ihtiyaç duymadıkları bu malzemeleri Kıbrıslı Türklere satmakta olduklarının tespit edildiğini duyurdu ve KKTC hükümetinin mevcut uygulamayı sonlandırmaya karar verdiğini duyurdu.
Hani “ YUH” derler ya.
İşte aynen öyle.
Uyduruk bir gerekçe.
Tespiti bile şüpheli.
Burada çözümsüzlükle özdeşleşmiş Bakan Tahsin Ertuğruloğlu’nun kişisel eğilimi olan bu yaklaşımın hayata toplumsal bir icraat olarak geçirilmesi ise kabul edilemez.
Tanınma iddiasındaki bir devlet olarak BM'in ve AB'nin dikkatini insanlık dışı uygulamalarla çekmeye çalışmanın kime ne fayda sağlayacağı da zaten ortada.
Böyle bir diplomasi anlayışı ile hiç bir yere varılamayacağı da çok net.
Dolayısıyla Rum Yönetimi absürt bir kararı uygulamaya koyarken, Türk Yönetimi de hangi açıdan bakarsanız bakın insani değerlerle örtüşmeyen ırkıçı bir yaklaşımı uygulamaya koyacağını duyurdu..
Ve böylelikle iki yanlış bir doğru etmedi yine bu coğrafyada.
Adanın her iki yanında da çözümlükten beslenen odaklara yine gün doğdu.
Elbette karşılıklı olarak uygulanmaya başlanacak bu yaptırımların adada olası bir çözüme değil, öngörülen bir ayrılığa hizmet edeceği aşikardır.
Bu durum da karşılıklı olarak çözümsüzlük üzerine politika üretenlerin yanı sıra sözde çözüm diyerek ayrılıkçı politikalara yönelenlerin de bu pozisyonlardan rahatsızlık duyacaklarını açıkçası zannetmiyorum.
En azından şu ana kadar bu konuda ki sessizliklerini sürdürmeleri veyahut yeterince tepki ortaya koymamalarından çıkartığım sonuç bu.
O halde koparın ipleri, yakın gemileri bu iş bitsin.
Adanın Güney’inin çok da hayıflanacağı bir şey olmaz bu durumda..
Kendi kendine yeten bir ekonomiye sahiptirler nihayetinde.
Uluslararası camianın yardım fonları da arkalarında,bir çok coğrafya ile de ticaret yapabiliyorlar rahatça.
Kısacası tanınmış bir ülkenin avantajlarını kullanıyorlar.
Peki adanın diğer yarısı?
Burada belirsizlik devam eder.
Yağma talan düzeni sürer.
Kamu kaynakları eşe dosta akrabalara peşkeş çekilir, vatan millet edebiyatı ile bunları kamufle ederler.
İşinin ehli olmayan, niteliksiz insanlarla sırf partizanlık adına devlet kadroları doldurulur.
Ekonomik yapının bağımlılığı sosyal ve kültürel yapıya olumsuz yansır.
Nitekim bunu her gün günlük yaşantılarımızda bire bir yaşayarak görüyoruz.
Bu haber 96 defa okunmuştur

:

:

:

: