Göz önünü, akıl geleceği görür

Çok çabuk gündem tüketiyoruz.
Çok çabuk gündem tüketiyoruz.
Herkes konuşuyor, tartışıyor, bilgi kirliliği üzerinden görüşler havada uçuşuyor.
Şimdi hayat duracak, dönem, seçim dönemi.
Oysa bu kadar kolay unutmamak gerek.
Ercan olayını, vatandaşlık furyasını, güneyden gelen yardım malzemelerinden vergi alınması konusunu, T izinlerini, okulları, yolları, trafik kazalarını, sağlığı, seçmekle sorunlar bitmiyor, erteleniyor.
Siyasal yönetimlerin yaptığı hatalar, tüm topluma mal edilmemeli.
Güney Kıbrıs'tan, KKTC'de yaşayan Rum ve Maronitler için gelen yardım malzemelerinden vergi alınması konusu gereksiz bir hata oldu.
Bugün için, bu konuya yer vermemin iki sebebi var.
'Rum Yönetimi KKTC'de yaşayan Rum ve Maronitlere BM aracılığıyla gönderilen yardımlar için gümrük uygulanmasını Avrupa Konseyi'ne götürdü.
Rum Dışişleri Bakanlığı, konuyla ilgili açıklama da yaparken, Türkiye'nin gümrük uygulaması konusunda Avrupa Konseyi'nde sergilediği tutumun, KKTC Hükümeti'nin tüm icraatlarının Türkiye tarafından yönetildiğini ispatladığını iddia etti.'
Nasıl okursanız, okuyun, ama yine Türkiye suçlandı.
Bu fırsatı biz verdik, elbette umurumuzda değil.
Ve ikinci sebep bir okuyucu, izleyici mesajı;
'Kıbrıslı Türkler Gümrük ve vergi kararına daha çok tepki göstersin, konuyu gündemde tutun lütfen'.
Konuyla ilgili ekonomik ve hukuk açısından da farklı görüşler var.
Ekonomist Göksel Saydam;
'Göz önünü, akıl geleceği görür. 2003 yılından sonra kuzeyde yaşayan Rum ve Maronitler'in güneye geçişi kolaylaştı. 1974'ten sonra ülkede şartlar zordu. Ama bugün aynı koşullar yok.
Bu yardımları güney Kıbrıs, taşımacılığını da BM yapıyor. Bu insanlar elektrik ücreti ödemiyor. Seyrüsefer ödemiyor, kuraklık tazminatı alıyor.
Demek ki bu insanlar aynı zamanda KKTC vatandaşı. Bizim şunu yapmamız gerekiyordu. İhtiyacı olanlara sosyal yardım maaşı da verelim. Hatta oy kullanma hakkı da verilsin. Dünyaya bunu söyleyerek, göstererek, hem kendi idaremiz dünyaya kanıtlayacak, hem de aksi propagandayı etkileyecektik. Ama biz yardım malzemelerinden vergi alacağız dedik. Dünyaya rezil olduk. Geleceği göremiyoruz, günlük duygusal tepkiler veriyoruz.'
Avukat Orhan Arsal; '1975 yılında 3. Viyana anlaşması yapıldı. İkinci maddesi ile biz burada kalacak insanların hayatlarını idame ettirecek koşulları sunmayı kabul ettik. Uluslar arası konvansiyon var. Bu konular basit değil. Biz bunu dünyaya anlatamadık. Kriz yarattık, ama uluslararası diplomatik bir girişimle yardım malzemelerinden vergi alınacak kararını anlatmadık. Zaten dünya bunu anlayamaz. Önemli olan oyunu kuralına göre oynamak. Biz yaptık, olur diyerek olmaz.
Kurallar nedir? Araştırıyor muyuz? Hayır. En önemli eksiğimiz bu. Kendi lehimize olan kuralları bile kullanmıyoruz. 1983 yılında BM kararı var. KKTC ayrılıkçı bir yapıdır, tanınmamalıdır. Üzerinden yıllar geçti. ANNAN planı yaşandı, biz kabul ettik. Crans Montana bir fırsattı. Kullanılmadı. Yine üzerine gitmiyoruz, uluslar arası kurallar ve diplomasiyi kullanmıyoruz.'
Küçük işlerle uğraşıyoruz.
Kıbrıs'a, KKTC'ye isimler şekiller, modeller seçiliyor.
Söz hakkı olmayan sadece vatandaş, soran yok.
KKTC Anayasası aslında ihlal ediliyor, üstelik bizzat ülkeyi yönetenler tarafından.
Yine uluslararası kurallar, diplomasi işin içinde yok.
Biz ne istersek olacak, zaten dünya bizim kararımızı bekliyor.
En zayıf olduğumuz konu, belki devlet olarak değil, fakat toplum olarak diplomasi avantajını kullanmamak.
Yani, yerel siyasetle buraya kadar.
Ve yerel siyasete, yerel düşüncelere, dikilitaş politikasına yeni bir seçim eklenecek.
Vatandaş neyi, ne kadar istiyor, bir sınav daha verecek.
Sonuç ortaya çıkınca belki de son kırk yılın muhasebesi yapılacak.
Ya da değişen bir şey olmayacak.
O zaman kimsenin şikayet etme hakkı yok.
Bu haber 512 defa okunmuştur

:

:

:

: