Siyaset kurumu sorun haline nasıl geldi!

Temiz toplum, genel anlamda toplumsal ve siyasal etik açısından kabul edilemez olan ilişkilerin olmadığı ya da en aza indirildiği toplumdur.
Temiz toplum, genel anlamda toplumsal ve siyasal etik açısından kabul edilemez olan ilişkilerin olmadığı ya da en aza indirildiği toplumdur. Temiz siyaset kavramı da bu bağlamda işin partiler ve siyasiler yönünü vurgulamaktadır. Bu iki kavramın birbiriyle yakın ilişkisi vardır. Biri olmaksızın diğeri düşünülemez. Bir kısa devre biçiminde işleyen ve bir kısır döngüyü çağrıştıran bu yapıya siyaset boyutundan müdahale ederek düzeltmek, daha gerçekçi ve pratik değeri olan bir yoldur.
Siyasi kirliliğin en çarpıcı boyutu toplumu baştan aşağı saran yolsuzluklar,adam ve/veya şirket kayırmaları, rüşvet, hırsızlıklar ve siyasi çetelerdir. Kamu bankalarının siyasilerin kredi kaynağı haline gelmesi, örtülü ödeneğin kişisel amaçlar için kullanılması, teşviklerin paylaşımı, merkezi ve yerel düzeyde kamu ihalelerinde alınan komisyonlar, değersiz arazilere siyasilerce değer kazandırılması, devlet dairelerinde rüşvetsiz iş yapılmaması, siyasilerin ve yakınlarının kaynakları hiçbir zaman açıklanmayan servetleri, özelleştirme adı altında bir kısım insanların zenginleştirilmesi, medyanın siyasi iktidarlarca yönlendirilmesi, yargının bütün bu olanlar karşısında hareketsiz kalması, siyasi kirliliğin kokuşmuşluğa varan boyutlarını ortaya koymaktadır. Toplumsal ilişkileri bir çığ gibi saran bu çürümüşlüğü gidermek için siyaset kurumunda köklü değişiklikler yapmak gereği her gün biraz daha artmaktadır.
Temiz bir toplum yaratmanın yolu temiz siyasetten geçer. Temiz siyaset ise kuralları önceden belirlenmiş, ilkeli ve siyasi etik kurallarına göre işleyen bir sistem üzerinde yükselebilir ancak. Böyle bir ortamda gelişen ve iktidara gelen siyasi partiler temiz bir yönetim gösterebilir. Oysa bu gün genellikle siyasi ve bürokratik kadroların önemli bir kısmı siyasi iktidarı ülkeyi yönetmenin aracı olmaktan ziyade, ganimet gibi algılanan devleti paylaşmanın aracı olarak görmekte ve ona göre yaklaşmaktadır. Bu anlayış siyasi parti yandaşlarına ve oradan da giderek topluma yayılmakta ve çürümeye yol açmaktadır. Halk arasında sıkça kullanılan “bal tutan parmağını yalar.”, “devletin malı deniz yemeyen domuz,” gibi sözler bu durumu olağan gösteren, hatta teşvik eden, kışkırtan bir anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır. Kökenleri çok eskilere dayanmakla birlikte bu durumun yoğun bir gündem maddesi haline gelmesi son 20-25 yıllık bir döneme rastlar. Bilindiği üzere 1980 sonrasında ahlaki değerlerde çok hızlı bir çöküş başlamıştır. Güçlünün kuralları belirlediği bir serbest piyasa anlayışı, üretmeden köşeyi dönme tutkusuna dönüşmüş, kolay yoldan para kazanmak bütün değerlerin üzerine çıkmaya başlamış, nasıl para kazanıldığı değil ne kadar para kazanıldığı sorgulanır olmuştur.
Bu kuralsızlık ve yozlaşma karşısında adeta “toplumsal felç” denebilecek, kimsenin bu olumsuzluklara ses çıkartmadığı ya da çıkartamadığı bir durum yaşanmaktadır.
Birileri bir yolla toplumu bu konuda adeta ikna ediyor, toplumda olan biten karşısında sessiz kalarak rıza göstermiş oluyor.
Siyasetin kirlenmesinin sonuçları aynı zamanda nedenleri gibi işlev görmektedir. Kirlenmeye neden olan unsurlar bazı sonuçlara yol açmakta, bu sonuçlar da yeni kirliliklerin nedeni olarak yeniden işlev görmektedir. Dolayısıyla kirlenmenin nedenlerini ortadan kaldırmak sonuçları giderebileceği gibi, sonuçları gidermenin de aynı zamanda nedenleri ortadan kaldırabileceğini belirtmek gerekir. Bu kısır döngünün herhangi bir yerinden yapılacak olan müdahalenin diğer kesimleri de etkileyeceği unutulmamalıdır.Dolayısıyla aşağıda üzerinde durulan siyasetin kirlenme nedenlerini aynı zamanda kirlenmenin birer sonucu gibi okumak da mümkündür. Bu haliyle siyaset kurumu çözüm üreten bir kurum değil çözülmesi gereken sorunlardan birisi haline gelmiş bulunuyor Kuzey Kıbrıs’ta.
Bu haber 211 defa okunmuştur

:

:

:

: