Katalonya'dan KKTC'ye

Avrupa'da ve hatta dünyada değişik rüzgarlar estiği kesin.
Avrupa'da ve hatta dünyada değişik rüzgarlar estiği kesin. Görmek istemesek de kabul etmekte zorlansak da ulus devlet kavramının yerini alacağı söylenen federal ve konfederal yapılanmalar, globalleşme ürünü birlikler çatlıyor, dağılıyor.
Brexit öyle hiç de hafife alınacak bir konu değil. 2016 yazında bütün beklentilere rağmen İngiliz halkının çok az bir farkla da olsa 'ayrılık' tercihini yapması dünyada yeni bir durum yarattı. Defalarca reddedilmesine rağmen ısrarla kapıyı çalmaya devam eden ve nihayette AB üyesi olan İngiltere bir süreç dahilinde ayrılıyor birlikten. AB'nin Almanya ve Fransa ile birlikte üç büyük karar verici, politika belirleyicisi ülkesinden birisi olan İngiltere'nin adeta Norveç veya İsviçre gibi 'Ortak olmayan ama ortak gibi haklara sahip ülke' statüsüne geçmesi yaşlı kıtada bütün dengeleri ve algıları değiştirdi.
Farkında mısınız ne azınlık sorunu ne ekonomik gerilik ne de siyasi baskı ve sair şikayetleri olmayan, üstelik neredeyse egemen devlet yetkilerine yaklaşık özel ve ayrıcalıklı özerklik sahibi Katalanlar bağımsızlık düğmesine bastılar. Madrid hükümeti kabul etmedi, bir dizi tedbir aldı, özerklik statüsü askıya alındı, yeni seçimlere karar verildi... Falan filan...
Kampanya sırasında Barselona'da idim kısa bir süre. 'Niye kayır vermelisiniz' veya 'Özgürlük için evet' temalı birkaç pankart haricinde öyle bizdeki gibi canhıraş bir politik aktivite doğrusu pek de yoktu. Ama sonuçta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sonrasında Avrupalı Amerikalı 'dostlarımızın' bizim için kullandıkları 'Tek taraflı bağımsızlık ilanı' (UDI) yaftası Katalanlara da yapıştırıldı. Tabii ne BM Güvenlik Konseyi toplandı, ne 'Tanımayın ve asla tanıtmayın, yoksa aforoz ederiz' minvali karar da alınıp dünya devletleri rehin de alınmadı.
Gerek var mıydı? Zaten AB 'Tanımıyoruz. Bütün İspanyayı Madrid hükümeti temsil ediyor' deyiverdi. Tabii ki patates ile armut aynı kefeye konup aynı muamele gösterilemez. KKTC on yıllarca görmezden gelinmenin, horlanmanın, itilmenin ve hükümet dışında bırakılmanın doğal bir sonucu, bir hakkın kullanılmasıydı. Evet, 'self determinasyon' yani 'kendi geleceğini belirleme' hakkının kullanılması idiyse de her iki deklarasyon, Diktatör Franko sonrası İspanya yaraları çoktan sarmış, her topluma ileri demokratik haklar vermiş, eski yaraları sarmış değil miydi? Değilmiş. Yaralar sarılsa da, eski acılar unutulmamış. Ekonomik açıdan İspanya'da en ileri bölge olunsa da, 'evlat acısı' ile 'kuyruk acısı' misali, eski hesaplar görülmemiş, kin, nefret, ayrılık dürtüleri gömülmemiş...
Hani 'UDI' yaptık diye Kıbrıs Türkü üzerine getirilen ambargolar, yaptırımlar, izolasyon vardı ya, onlar tabii ki uygulanmayacak Katalan bölgesi üzerine.
Geçen gece muhteşem bir Flamenko gecesi vardı Ankara'da. İspanyol sefiri dostum Rafael Mendivil davet etmiş, keyifle izledik. Bu arada bazı sefirlerle de ayaküstü sohbet ettik. 'Saçma bu iş. Bir sonuç alınamaz' diyen de vardı, 'Cin şişeden çıktı' diyen de. Her ne kadar birçok 'asi' Katalan bölgesel yetkili istifa yolunu tercih etmeye, Madrid yönetiminin aldığı seçim ve yeniden yapılanma yolunu açmaya çalışsa da durum hiç de basit değil.
İngiltere AB'den çıktı. İskoçya ne olacak? Gerçi son halk oylamasında AB'nin 'Ayrılık otomatik AB üyeliği getirmez' uyarısı ve Londra'nın cömert ödünleriyle az farkla ayrılma reddedilmiş olsa da, şimdi İngiltere AB dışında ve İskoçya AB içinde olmak istiyor. Ne zaman oylama olur bilemem ama bu sefer ayrılık kararı kesin gibi.
Korsika'dan da haberler kötü. Bir göz Katalan bölgesinde ne olacağında Korsikalılar da Fransa'dan ayrılmanın hülyasını kuruyorlar. Belçika neredeyse her seçimden sonra aylarca hükümetsiz kalıyor Valon-Flaman çekişmesiyle. Ülkenin bölünmesi kesin, ne zaman olacağı bilinmiyor. Adeta bir saatli bomba. İtalya da benzer sıkıntılar içerisinde. Zengin güney bölgeleri fakir kuzey bölgelerini beslemekten bıkmış vaziyette.
Niye Avrupa, Amerika KKTC'ye, UDI diye lanetledikleri bağımsızlık ilanına bu kadar karşı idiler? Herhalde şimdi daha net anlaşılacaktır. Ne Kıbrıs sorununu bilmediklerinden, ne de Kıbrıs Rumlarını çok sevdiklerinden değil takındıkları Kıbrıs Türkünü reddeden, görmezden gelen, bu kadar yıl acı çekmesine sebep olan inkar siyasetleri.
19 milletvekili Kıbrıs Türk Cumhuriyet Meclisine bir öneri sundu geçen hafta. Rum tarafı ayağa kalktı. KKTC'deki Rum seviciler ayağa kalktı. Bu 19 vekil Cumhurbaşkanının Kıbrıs görüşmelerinde meclis adına görüşmeci olarak yetkilendirmesi ile ilgili kararda tadilat yapılmasını talep ettiler. Kısaca, Cumhurbaşkanına federasyon kuruması için verilen yetkinin sona erdirilmesi talep ediliyor.
Karar önerisinde Cumhuriyet Meclisi'nin bugüne kadar öngördüğü çözüm şekillerinden bir olan iki kesimli, iki toplumlu federasyon yönündeki karar ve/veya önerilerin iptal edilmesi, federasyon görüşmelerine bu bağlamda son verilmesi ve federasyon görüşmesinin zemin olarak kullanılmaması talep ediliyor. Öneride, 'Rum tarafı ile bundan böyle, iki eşit egemen ve komşu devlet olarak sağlık, çevre, adli olaylar, sosyal içerikli insani ilişkiler, göç, terör tehdidi, ortak ekonomik çıkarlar, ulaşım, dostluk köprüleri ve güven artırıcı önlemler inşa edilmesi ile ilgili konular görüşülebilir' ifadeleri yer alıyor.
Tıpkı Rum siyasiler gibi Muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın Demokratik Toplum Partisi bu gelişmeyi kabul edilemez buldu. Şaştık mı? Maalesef hayır. Sadece Rum liderliğiyle empati yaparak siyaset yapmak acayip bir olgu.
Kötü kokular
Bu arada, adadan Ankara'ya bazı kötü kokular da geliyor.
Muhafazakar bir siyasetçinin 950 bin sterlin ödeyerek sevgilisine Girne yakınlarında, Çatalköy'de dağ ve deniz manzaralı, açık-kapalı yüzme havuzlu, tenis kortlu bir malikane aldığı iddia ediliyor. Bu siyasetçinin henüz eşinden boşanmamış olduğu gibi detaylar bizim konumuz dışı tabii ki. Bunlar kişisel hayat ve bizi alakadar etmez. Ancak, bir siyasetçi nişanlısına 950 bin sterlin, yani TL olarak neredeyse beş milyon değerinde bir malikane alması temiz siyasetle bağdaşmaz herhalde...
Ocak başında seçime giderken Kıbrıs Türk halkı eminim federasyonun görüşme hedefinden çıkartan milletvekillerini olduğu kadar temiz siyaseti de dikkate alarak oy verecektir. Ne kadar asil olursa olsun güdülen amaç, siyaset ve araçlar kirli ise sonuç da kirli olacaktır.

Bu haber 340 defa okunmuştur

:

:

:

: