Avrupa Birliğini isteyenler sistemine katlanmalıdır

Hatıralardan, silinmedi.
Hatıralardan, silinmedi.
2004 yılını hatırlayanlar, çok iyi bilirler.
On binler.
Meydanlarda, Avrupa Birliği için , yine bu birlik tarafından temin edilen AB logoları ve bayrakları ile, meydanları dolduruyorlardı.
Bu kitleler.
Mevcut düzenden kurtulmak ve daha iyi bir düzene ve sisteme girmek için, bu kitlelerin başını çekenler. Bu kitlelere “ nurlu ufuklar “ vadediyorlardı.
İçteki sorunların.
AB ‘ne girilmesi ile sona ereceğini. Bunun için de, tek kurtuluşun AB ‘ de aranması yollu söylemlerle, kitlelerin zihinlerini, çelmeye çalıştılar.
Bu nurlu ufuklara inanan % 65 halk, evet diyerek, kendilerini kapitalist sistemin cenderesine attıklarının, farkında değildiler.
Bazı sendikalar ve kitle örgütleri, bu işin başını çekiyorlardı.
Bu başı çekenler.
KKTC’ deki, sözde solculardı.
Sözde diyorum.
Çünkü gerçek solcular.
Halkını, görevi yutmak olan kapitalist sistemin, cenderesine kesinlikle atmaz.
Bizdeki solcular.
1990 ‘ da Sovyetler Birliğinin yıkılması ile.




Bir anda makas değiştirip.
Kapitalizmin bölgesel bir gücü olan AB ‘ ne, kapağı attılar.
Halkı da aldatarak, bu yönde, referandumdan sonuç çıkarmayı
sağladılar.
Bilahare.
Kapitalist Avrupa’nın, verdiği sözleri yerine getirmemesi sonucu.
AB ‘ nin” ne menem bir şey “ olduğunu, halkımız anladı. Onlar, hala daha anlamamazlıkta direniyorlar.
O yıllarda.
Köşe yazarlığı ve TV programcısı değildim.
Fakat TV programlarında, canlı olarak telefon bağlantıları ile gelen tehlikeyi, dile getirmeye çalışıyordum.
Her TV’ye, telefonla bağlandığımda.
“Arkadaşlar, Sosyal Devlet gidiyor. AB ‘de Sosyal Devlete izin yok. Orada vahşi kapitalizm var “ diye diye, sesimin kısıldığını hatırlarım.
Benim gibi birçok arkadaş, bu gelen tehlikeyi dile getirdik.
Ne bazı siyasi partilerden, ne de, bazı sendikalardan ve sivil toplum örgütlerinden, bu konuda, hiçbir hareket ve tepki gelmedi.
Demek ki AB ‘ni isteyenler, sukutla, oradaki Kapitalizmin vahşiliğinin, ülkemize gelmesinde, beis görmediler.
Referandumdan bu yana, aradan 13 yıl geçti.
13 yılda, neler oldu?
Devletin elinde, kala kala, bir Telekomünikasyon Dairesi kaldı.
Elektrik, gitti gidiyor.
Milli Eğitim var.
Özel okullar, Devlet okullarının, belki de yarısı kadar.
Yetkililerden öğreniyoruz.
“Kamu – özel hastaneler “ yolda.
İşin içinde, kamu kelimesinin olmasına bakmayın.
O bir rötuş. Boyama.
Bu iş, Avrupa’da Thacher döneminde başladı.
Tüm Avrupa’ya, egemen oldu.
Şimdi, bazı sendikalarımız, feryat ediyor.
“Parası olan. Hastanelere gidecekmiş. “ Günaydın.
Gidilecek köyün minareleri, 2004 ‘ te görülmüştü.
Şimdi, özelleştirmelere karşı olanlar, o minareleri ya görmedi.
Ya da, görmezden geldi.
Adada, Kapitalizmin bir başka ismi olan özelleştirmelere, karşı çıkacaksın.
Sonra da, Kapitalizmin vahşi uygulayıcısı olan AB’ girmek için, can atacaksın.
Ülkemizdeki bazı siyasi partiler, bazı sendika ve sivil toplum örgütleri . Buna, karar vermek zorundadırlar.
İlle de AB diyorsanız.
Sistemine de, katlanmak zorundasınız.
İlk önce, bu çelişkiden kurtulunmalı.
Bunun, başka yolu yoktur.
Bu haber 147 defa okunmuştur

:

:

:

: