Siyasette yozlaşma olgusu!!

Siyasal yozlaşma olgusu, modern öncesi dönemde siyasal ahlak kavramının bakış açısıyla değerlendirilmiş; yönetenlerin meşruiyetini Tanrıdan, ilahi güçten aldıkları bu dönemde siyasal ahlak da Tanrısal ahlak anlayışı çerçevesinde temellendirilmiştir
Siyasal yozlaşma olgusu, modern öncesi dönemde siyasal ahlak kavramının bakış açısıyla değerlendirilmiş; yönetenlerin meşruiyetini Tanrıdan, ilahi güçten aldıkları bu dönemde siyasal ahlak da Tanrısal ahlak anlayışı çerçevesinde temellendirilmiştir. Bu anlamda siyasal ahlakı bozan davranış ve eylemler siyasal yozlaşma olarak adlandırılmıştır. Yöneten-yönetilen ilişkisinde yönetenlerin erdemli ve adil olmaları siyasal ahlak için iki önemli koşul olarak kabul edilmiş; siyasal ahlakın ilk ihlalleri olarak da siyasi iftira ve yalancılık gösterilmiştir. Modern döneme geçişle birlikte, yöneten-yönetilen ilişkisindeki değişime, siyasal yapının işleyişindeki farklılaşmaya bağlı olarak siyasal ahlak ve siyasal yozlaşma kavramları değişmiş ve içerik olarak genişlemiştir. Siyasal yozlaşma kavramının içerik olarak genişlemesine neden olan etken, siyasal alanın genişlemesi ve siyasal aktörlerin artmasıdır. Özellikle, siyasal partilerin siyasal yaşam içinde temel öğe olmaları ve siyasal partiler arasındaki siyasal iktidar yarışı siyaset yapma yöntemlerini de değiştirmiştir. Siyaset, propaganda ve inandırma yöntemlerinin yoğun olarak kullanıldığı bir alan olmuştur. Bu çok yönlü ilişki biçiminin kullandığı en önemli araç paradır. Siyasal partilerin seçim kampanyaları ve parti harcamaları için gerekli olan parayı elde etme ve kullanma biçimlerinden doğan ihlaller önemli siyasal yozlaşma nedeni olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle siyasetin finansmanı, yönetişim ve sürdürülebilir kalkınma gibi konuları da içine alacak biçimde toplumsal ve siyasal sonuçları olan bir olgudur.
Çevrenizde ciddi anlamda “siyaset” yapıldığında emin olun bunu fark edersiniz. Ülkemizde siyaset yapmak için belirli temel şartlar olduğu kanısındayım. Bunlardan birincisi, güdeceğiniz siyasetin belirgin bir tarih ve toplum kavrayışına dayanması zorunluluğudur. Soyut, her kesimin ağzına bir parmak bal çalan, geçici, uçucu, eklektik söylemlerle kalıcı ve tutarlı bir politika yürütmek mümkün değildir. En azından, bir yola çıktığınızda, “yolculuk nereye?” sorusunun yanıtını genel hatlarıyla verebilmek zorundasınız. İkincisi, ama önem bakımından diğerlerine denk olanı, siyasetin halkın bütününe hitap edebilmesidir. Mevcut iktidarla konjönktürel ve geçici sorunları olan çıkar gruplarını etrafınızda toplayarak yola çıkarsanız, bu çevrelerin ihtiyaçları tatmin edildikten sonra ilk fırsatta aslına rücu edecekleri gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırsınız. Nitekim dün iktidarın yanındaydılar, bugün çıkarları gereği başkalarının yanlarındadırlar. Bu çevreler uğruna halkın bütününü dikkate almamak uzun vadede tecrit olmanıza yol açar.
Siyaset temel ilkeler ve ahlak üzere yapılır. Eğer kesinlikle arkasında duramayacağınız, vazgeçilmez ilkeleriniz yoksa ve bu ilkeler mevcut çatışmanın üzerinden geçtiği fay hattını kesmiyorsa kısa sürede yolunuzu şaşırır, başka grupların iktidar mücadeleleri içinde taraf olur, oradan oraya savrulursunuz. İlkeler size yalnızca yolunuzu göstermez, aynı zamanda stratejinizi de çizer.
Bu haber 171 defa okunmuştur

:

:

:

: