Ne kadar haklıymış!

Değerli okurlar.
Değerli okurlar.
Ülkemizde o kadar gündem maddesi var ki, yazı yazarken, gündem sıkıntısı çekecek, bu konuda kaygı duyulacak bir sorunumuz yok.
Ülkemiz, bu konuda çok zengin.
İnsan, hangisini tercih edeceğini şaşırıyor.
Ben.
Bugünkü konumun içeriğini, ülke içerisinden almayarak. Bizleri ve o oranda da, Orta Doğuyu ve Dünyayı ilgilendiren, yaşamsal bir konudan, seçtim.
Hep birlikte görmekteyiz.
Dünyamız kaynıyor.
Yanı başımız ateş çemberi.
Türkiye’mizi, bölüp parçalamak için hazırlanan tezgahın, nasıl çalıştırıldığını görüyor ve kahroluyoruz.
Lozan’da, Atatürk Cumhuriyetinin tapusu olan anlaşmayı, hiçbir zaman içlerine sindiremeyen, Batılı Emperyalistler. Kaleyi içeriden fethetmenin tüm yollarını aramışlar ve bunu, sonuçta bulmuşlardı.
İlk uygulama.
Türkiye’yi, hiçbir yarar sağlamayacak, bir NATO şemsiyesi altına alarak. Misakı Milli sınırları içerisine, hapsettiler.
Yanı başındaki coğrafya, değiştirilip, Atatürk Türkiye’si etkisizleştirilip güçsüzleştirilerek. Sonunda, Türkiye’yiSevr’de isteyip de, bölemedikleri duruma getirmekti, bir anlamda da başarılı oldular.
Türkiye’nin gelişme ve kalkınmasının önüne, bin bir gerekçeler çıkararak. Bu konuda, her girişimin önüne, kendi yöntemleri ile takoz koydular.
Bu nereye kadar devam etti.
1963 Kıbrıs olaylarına kadar.
1964 ‘ te Jhonson’un İnönü’ye yazdığı mektupla, doruk noktasına çıktı.
İşbirlikçi iktidarların, ABD emperyalizmine uyarak, haşhaş ekim yasağı kararı alması ise. Türkiye’nin, ne denli NATO kanalı ile bağımlılaştırıldığının, en bariz örneklerinden biri olmuştur.
Türkiye’de, bunu fark eden, zamanın halkçı liderlerinden biri olan Ecevit idi.
İlk iktidar ortaklığında, bu kararı ortadan kaldırdı.
ABD buna karşılık Türkiye’ye, ambargo koydu.
15 Temmuz 1974 darbesi ile de, Türkiye, Ecevit’in Başbakanlığında Milli Misakın dışına, askeri güç göndererek. Kıbrıs’ta olup bitenlere karşı 20 Temmuzda, dur dedi.
Türkiye’nin, Milli Misakın dışına çıkması, üyesi olduğu NATO’yu çok tedirgin etti.
Türkiye, gemlenmeli idi.
Bunu yapacak olan, İçteki yerli işbirlikçilerdi.
Var olan PKK’ya karşı, her türlü yardım yapılmaya başlandı.
NATO’nun Brüksel’deki karargahında, Türk Subayların da olduğu toplantılarda, SEVR paçavrası tekrar gündeme getirildi.
On binlerce masum insan katledildi.
PKK ‘nın savaşının, zaferle sonuçlanması için, elden ne gelirse esirgenmedi.
Fakat, gözden bir şey kaçırıldı.
Türk ulusunun, Devletine bağlılığı ve sahip çıkışı.
Türkiye, ciddi şekilde gemlenemezse, ileride bölgedeki menfaatlerimiz ciddi şekilde yara alır savından hareket ederek. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünü yaptılar.
Yüzlerce masumun hayatına son verdiler. Bir o kadarını da, sakat bıraktılar.
15 Temmuz, Türkiye’de bir milat oldu.
Yediden yetmişe, tüm Türk Ulusu ülkesine ve Devletine sahip çıktı.
Batılı emperyalistlerin, Türkiye’nin bu tavrına karşı tavırları, çok sert oldu.
Bugün Orta Doğu’da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaştığı güç, ABD’ dir.
Türkiye’nin müttefiki ABD.
Bölge ülkeleri.
ABD emperyalizminin bölgedeki potansiyel tehlikesini görerek.
Bu emperyal güce karşı, bölgesel güç birliğine gitti.
Bu birlik, aslında 1937 yılında, Atatürk’ün, ölümüne bir yıl kala oluşturulmuştu.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında oluşturulmuştu.
Aynı birliği Batı da oluşturmuş ve Balkan ülkelerini, olası bir dış tehlikeye karşı güvenlik şemsiyesi altına almayı başarmıştı.
Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya’nın oluşturduğu birliktelik. Balkan ülkeleri arasındaki dayanışma ve dış güçlerin tehlikesine karşı, bölgesel bir güç oluşumu idi.
Şimdi, Batı Asya ülkeleri arasında oluşan bölgesel güç birliği. Sadabat Paktının, yeniden canlandırılması anlamına gelmez mi?
Atatürk, bu paktları oluştururken, günümüzde yaşadıklarımızla, ne kadar haklı olduğu, ortaya çıkmıyor mu?
Bu haber 367 defa okunmuştur

:

:

:

: