KKTC nasıl mutlu olur?

KKTC dün 34’üncü kuruluş yıldönümünü kutlarken, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törende konuşan Türkiye Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, gelinen durumu özetleyen çok tarihi bir konuşma yaptı.
KKTC dün 34’üncü kuruluş yıldönümünü kutlarken, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törende konuşan Türkiye Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, gelinen durumu özetleyen çok tarihi bir konuşma yaptı.
Akdağ, “2008 yılında başlayan müzakere süreci sona ermiştir” dedi.
Bu Crans-Montana ardından bir dönemin kapandığına ilişkin Ankara’nın bugüne kadarki en net mesajı oldu.
Peki 2008 yılında başlayan müzakere süreci sona erdiyse yeni süreç nasıl işleyecek?
Bu sorunun ipuçlarını da Recep Akdağ’ın Başbakan Hüseyin Özgürgün ile yaptığı görüşmedeki sözlerinden aldık.
Akdağ, yeni döneme ilişkin “İşin siyasi diplomatik tarafı zaman içerisinde çözülecektir. Çözülmeye mahkumdur. Ne kadar Rum tarafı, Yunan tarafı buna karşı çıkarsa çıksın işin gideceği sonuç odur. Onun için biz kendi işimize odaklanıyoruz. Çalışmaya, üretmeye, gelişmeye devam edeceğiz” dedi.
Yani kısaca, “bize işimize gücümüze bakalım” şeklinde özetlenebilecek bu yeni yaklaşım doğrultusunda, Rumların akıl almaz isteklerine boyun eğilmeyeceği de net bir biçimde ortaya kondu.
Crans Montana sonrasındaki süreci özetlerken, Güney’in tutumunu eleştiren Akdağ, “Rum tarafının adadaki yönetimi, Kıbrıs Türkleri ile paylaşmaya niyetinin olmadığını bir kez daha gösterdi. Rum tarafı arkasına aldığı Avrupa Birliği’nin yandaş tutumlarıyla şımarık bir çocuk gibi davranmayı artık bırakmalıdır” dedi.
KKTC’ye göreve geldiğinden bu yana üç ayda üçüncü ziyaretini yapan Akdağ, Rum tarafının “mızıkçılığına” çok da önem vermediğini söylerken, önemli olanın KKTC halkının mutluluğu olduğunu dile getirdi.
Peki KKTC halkı nasıl mutlu olur?
Bu sorunun cevabı bizi doğru yola götürür.
Avrupa Birliği üyesi zengin bir ülkenin fertleri olmak ister miyiz?
Elbette isteriz.
Peki bu sözüne ettiğimiz zengin ülkeyi, Rumlarla eşit bir şekilde yöneten yurttaşlar mı olacağız, yoksa Rumların yönettiği bir ülkede azınlık mı olacağız?
Elbette Rumlarla eşit bir şekilde bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olmalıyız, azınlık asla değiliz.
Peki Allah korusun, geçmişte olduğu gibi ileride yine başımıza bir iş gelirse Türkiye’nin garantörlüğü sürmeli mi? Böyle mi kendimizi güvende hissederiz, yoksa aklımızdaki soru işaretleriyle bir anlaşmaya imza atabilir miyiz?
Elbette Türkiye’nin gölgesi bile her zaman bizi güvende hissettirir. Aklımızdaki derin şüpheyle ortak bir devlette var olamayız.
Soruların başına dönecek olursak, Avrupa Birliği üyesi zengin ülkelerin fertleri olacağız diye, bu hayati soruların hiçbirini yanıtlamadan olası bir anlaşmaya imza atabilir miyiz?
Tabi ki atamayız.
Kıbrıs Türkü, atacağı onursuz bir imzayı gelecek kuşaklara anlatamaz. Onurunu terk eden halk, yok olmaya mahkumdur.
Onurlu bir anlaşmaya sonuna kadar evet.
Onursuz taleplere karşı ise ölümüne KKTC…
Bu haber 537 defa okunmuştur

:

:

:

: