Siyasetsiz partiler

2018 Ocak seçimleri bir rüzgar gibi geldi!
2018 Ocak seçimleri bir rüzgar gibi geldi!
İster inatlaşma, ister iddia deyin!
Belki de daha ince hesapların ürünü bu 7 Ocak tarihi.
Hükümetin ve hatta meclisin geçirdiği her yasa ya Başsavcılıktan, ya Saraydan ya da Yüksek mahkemeden Anayasa adına veto yerken, iade edilirken meclisin ne anlamı kalmıştı ki.
Belli ki birçok yasayı bir veya diğer zümreyi birazcık memnun etmek için döşerlerken, partiler ve hatta vekiller aralarındaki çelişkilerden dolayı Saray a bu yasaları iş ola göndermişler.
Biz yaptık ama Cumhurbaşkanı onaylamadı diyebilsinler diye mi?
Sözde siyasi hamleler ama tümü d Kıbrıs Türk insanının kaderi ile dalga geçme gibi.
Ulusal Birlik Partisi, iyice bir çıkarların kesiştiği kesim ve bireyler kulübüne dönüştü. Bu süreç 80lerin sonunda başlamış olsa da sadece yan etkiler olarak partinin kaderini yönlendiriyordu. Genel de neticesi ya bir kişi veya zümreye inanılmaz kamu ayrıcalığı olarak sonuçlanır veya birkaç milletvekili koparak başka bir kopyasını kurardı UBP’nin.
Bugün gerçekten farklı bir görünüm var UBP de. Nerdeyse hiç ama hiçbir toplumsal alanda, zümre alanında hatta bireysel ve veya mesleki alanda bırakın başarıyı, mücadele bile vermemiş kişiliklerin tek ortaklıkları yapacakları güç değişimlerinde karşılıklı faydalar sağlamak.
Parayı getir, oyu getir, makamı al, sonra menfaate dönüştür kat kat!
Belli ki seçimlerden önce farklı veya sönük, belirsiz siyasi görüşlere sahip kişilerin çekim noktası oluyor UBP.
Adaylık tespitinde gösterilen gayretler, seçimler sonrası beklentilere cevap alamayan seçilen ve seçilemeyen vekillerin bir çırpıda başka partilere kaymaları giderek siyaset değerlerinden uzaklaşan UBP de gündem olmaya devam edecek.
Diğer partilerde de giderek yaygınlaşmakta popülizme kurban olup üç beş oy getirene makam vadetme.
Zaten tersi olsa en fazla politikası görülmeyen siyasetçi üreticisi olan UBP’den ayrılanlar kendilerine başka barınak zor bulurlardı.
Ulusal Birlik Partisi, önceleri Kıbrıs Türkünün adadaki idari ve iktisadi bağımsızlığını kovalarken, liberal ekonomileri, özelleştirmeleri, yabancı yatırımcıları ve tüketicileri sahiplenirken, son yıllarda buna oldukça popülizm de ekleyip çok da anlamlı olmayan bir siyasi çizgi etrafında dönüp duruyor.
UBP, kuruluş yıllarından beri en büyük sermayeleri olan, Kıbrıs’ta konfrontasyon, içte farklı düşünenlere düşmanlık, bölünmüş Kıbrıs, Kamu mülkü ile getirim ve iltimas düzenine şimdilerde de pek de yeni bir şey eklemeye ihtiyaç dahi duymuyor.
Sürekli Türkiye Hükümetleri tarafından desteklenen bütçeler ve altyapı yatırımları ile sınıf geçmek için hiç de sınav geçme zorunluğu olmayan torpilli öğrencilere dönüştüler. Belli ki TC den gelen her olguya koşulsuz şartsız evet demeleri sadece bir milli sevda değil, neredeyse bir mecburiyet!
Dünya Ekonomik Formunun (WEF) yazarı William Easterly, “Can Foreign Aid Buy Growth?” (Dış yardımlar büyüme satın alabilir/sağlar mı?) isimli yazısında en yeni Nobel ödüllü ekonomistlerden Deaton’un ‘’tek kaynaklı aşırı dış yardımların hükümetlerin yabancı ülkeler, kendi vatandaşları, parlamentoları ve mahkemeleri ile ilişkilerini güçsüzleştirdiği’’ iddialarının önemini vurguluyor.
Aynı veya benzeri konularda on yıllarca yapılan araştırmalar giderek bilimsel yayınlara dönüşürken, Albiman MM imzalı ( ISSN: 2151-6219) Business and Economics Journal makalesi de neredeyse bizdeki son 20 yılda oluşan siyasi sapmalara, yolsuzluklara, sorumsuz hükümetlere dünyadan ikizler sıralıyor.
Ama burası KKTC deyip te istediğiniz kadar saptırabilirsiniz bu bilimsel tespitleri. Hatta bunu dile getirenleri düşman falan filan diye de kategorize edersiniz,
İstediğiniz kadar da katakulli yazar, çizer söylersiniz.
Ancak, zaman ve değer kaybından başka bir üretime zor ulaşır hem UBP hem de bireysel çıkar adına destekleyenler veya mış gibi yapanlar.
Sonraki yazılarda diğer siyasi partilerimizin politik profillerini çizmeye de gayret ederiz.
Bu haber 120 defa okunmuştur

:

:

:

: