Kelime oyununu bırakın

Bu söz bana ait değil.
Bu söz bana ait değil. Rum basınından Politis, Anastasiadis’e manşetten ‘Kelime oyunun bırakın’ diye seslendi.
Rum basının bile “yok artık” dediği demeç ise Anastasiadis’in şu sözleriydi. “Kapsamlı çözüm olmadan, ara çözümler olması söz konusu değil…”
Eminim siz de kulağa tekerleme gibi gelen bu cümleyle ne anlatmak istediğini anlamadınız…
Rum tarafındaki başkanlık seçimleri öncesinde adaylar “Kim daha milliyetçi” yarışına girerken, Anastasiadis’in de ne dediğini bildiğini düşünmüyorum.
Çünkü şu an Rum kamuoyunda prim yapan şey, çözüm adımı değil, kırmızı çizgilerin belirginleştirilmesidir.
Rum lider de bunu bildiği için bize tekerleme gibi gelen bu sözleri sarfediyor.
Rumların KKTC ve Türkiye’ye bakış açısını biraz daha yakından görmek için Güney Kıbrıs’ın Avrupa Parlamentosu’ndaki Milletvekili Lefteris Hristoforu’nun sözlerine bakın.
AP’nin Rum vekili, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yaptığı yardımları sonlandırmasını istedi.
Gerekçe olarak da, AB’nin, “Hıristiyanlara zulüm uygulayan ve Hıristiyan eser ve kiliselerini tahrip eden ülkelerle hiçbir işbirliği yapmaması ve onlara hiçbir katkıda bulunmaması gerektiğine” işaret etti.
Kısaca, “AB güvencesi” diye tutturan aydınlarımızın da o birlikte hangi düşünce yapısının egemen olduğunu anlamasında fayda var.
Bu sözler AB’nin nasıl ‘medeniyet projesi’ olmaktan uzaklaşarak, ‘Hıristiyan Kulübü’ olma yolunda ilerlediğini de bize çok açık bir şekilde gösteriyor.
Dolayısıyla çok yakında Rumların çözüm şartlarına ‘dininizi de değiştirin’ maddesini eklemesi yakındır.
İşin şakası bir yana her fırsatta “demokrasi ve insan hakları” diye tutturan Rum yönetiminin, pazartesi günü darbecilerin piri Mısır Devlet Başkanı Sisi’yi en iyi şekilde ağırlayacağından eminiz.
Sisi dostluğunun depreşmesinde, Türkiye-Mısır ilişkilerinde oluşan mesafenin de şüphesiz büyük payı var.
Rumların burada doğal kaynakları paylaşmak için Mısır’dan İsrail’e, Rusya’dan ABD’ye, Fransa’dan İngiltere’ye davet etmediği ülke kalmadı.
Neden?
Çünkü durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmek için tek sahibi kendisinin olmadığı halde doğal kaynakları pazarlama yarışına girdiler.
Ama yok öyle yağma.
Doğu Akdeniz’deki bilek güreşi, Rumların boyunu aşar. Zaten o yüzden kendi bileklerine güvenemedikleri için, AB başta olmak üzere, Mısır, İsrail, Rusya, ABD, İngiltere, Fransa dâhil çalmadık kapı bırakmadılar.
Ankara ise Doğu Akdeniz’de bir adım geri adım atmamakta ve Kıbrıs Türkü’nün hakkını çiğnetmemekte kararlı.
Enerji paylaşımına oluşan bu fay hattı, Kıbrıs sorununu da doğrudan ilgilendiriyor.
Ya yarım asırlık bu mesele çözülür, bu doğal kaynakları iki halk birlikte paylaşırız. ‘Kazan kazan’ prensibini uygularız.
Ya da herkes kendi bileğinin gücü ne kadarına yeterse o kadarını alır.
İkinci seçeneğin Rumların lehine olmadığını şimdiden söyleyelim. Bizden söylemesi…
Bu haber 102 defa okunmuştur

:

:

:

: