Ne olduysa Eylül'den sonra oldu...

Yılbaşından Eylül ayına kadar TL varlıklarında hareketlilik kısmen düşmüş ve fiyatlamalar ılımlı da olsa TL lehine oluşmuştu.
Yılbaşından Eylül ayına kadar TL varlıklarında hareketlilik kısmen düşmüş ve fiyatlamalar ılımlı da olsa TL lehine oluşmuştu. Ancak Eylül ayında yurtiçi ve yurtdışı tarafta yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler uzun süredir gündemimizde olmayan bir kelimeyi yeniden bizlere telafuz ettirdi. 'Rekor'
Dolar neredeyse 4 TL'yi zorladı, gram altın da artan kurdan dolayı nerdeyse 165 TL'yi test etmesinin yanı sıra Euro ve Sterlin cephesinde de tarihi zirveler görüldü. Öncelikle dilerseniz TL varlıklarına yönelik satış baskısının nedenlerine bir göz atalım. Öncelikle daha önceki yazımda da aktardığım gibi ABD ile Türkiye arasında yaşanan vize gerginliği, Kuzey Irak'ta yaşanan gelişmeler, ABD ekonomisinde toparlanma sinyallerinin güçlü seyretmesi, ABD Merkez Bankasının Aralık ayında faiz artışı yapmaya hazırlanması, enflasyonun yüksek seyri, iş adamı Reza Zarrab'ın tutukluluk durumuna yönelik haber akışı, AB, NATO ile yaşanan diplomatik gerilimler ve son olarak da Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik yakın gelecekte ters sermaye hareketleri olabileceğine dair beklentiler.
Saymaya çalıştığım onlarca neden TL aleyhine etkili olurken Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bu süreçte bir dizi önlemler açıkladı. İlk olarak yabancı para zorunlu karşılıklarda uygulanan rezerv opsiyon mekanizmasında bütün vade dilimlerinde 5'er puanlık indirime gitti. Ayrıca reeskont kredilerinin ödenmesinde bir çeşit kur garantisi verdi. Diğer önlemeleri ise sırasıyla TL uzlaşmalı vadeli döviz satım ihaleleri açmak, likiditeyi kontrol altına alabilmek adına yapılan düzenlemeler ve son olarak 22 Kasım 2017'de itibaren başlamak üzere yüzde 9,25 olan gecelik borç verme uygulamasını sıfırlayarak, bankaları fonlamada yalnızca yüzde 12,25 faiz oranlı geç likidite penceresinden borç vereceğini duyurdu. Tüm bu önlemlerin kur üzerinde etkisini şu an için net bir şekilde hissedemedik ancak biraz daha sabırlı olunmasında fayda görüyorum. Merkez Bankasının özellikle son hamlesi aslında bir nevi örtülü bir faiz artışı olduğunu söyleyebilirim. Merkez Bankasının aldığı bu tedbirleri genel olarak kamu ve özel sektörün kur riskini yönetmek, kurların yeniden öngörülebilir olmasını sağlamak ve ben buradayım mesajını piyasaya vermek olarak özetleyebilirim.
Peki ya ne yapmalı?
Kurların yeniden aşağı gelebilmesi ve oynaklığın yeniden düşebilmesi için önümüzdeki dönem mutlaka ekonominin istikralı bir şekilde büyüdüğünü 'aşırı ısınma' endişelerinin yersiz olduğunu anlatmak gerekiyor. Ayrıca bence TCMB'nin daha etkin ve anlaşılabilir bir faiz politikasını kullanması gerekiyor. Ve son olarak tabi ki yaşanan iç ve dış siyasi gelişmelere yönelik sağduyulu mesajların gelmeye devam etmesi oldukça önemli olacaktır.
Bu haber 613 defa okunmuştur

:

:

:

: