Dünya düzeni değişirken bizde elde var sıfır

Yaklaşık son 20 yıl, dünyada önemli değişimlerin gerçekleştiği bir dönem oldu.
Yaklaşık son 20 yıl, dünyada önemli değişimlerin gerçekleştiği bir dönem oldu.
İç dinamikleri yeterince gelişkin ve girişken olmayan ülkemizde ise değişim daha çok dış faktörlerin etkisiyle yaşandı. Özetle; ülke olarak küreselleşmeyi, büyük ölçüde bundan etkilenenlerden birisi olarak yaşadık.
Öyle olmaya da devam ediyoruz.
Çünkü haksız yere tecrit edilen bir toplum olduk uluslararası camia nezdinde.
Dolayısıyla yeni dünya durumunun oluşumunda etkin bir faktör değiliz.
Oysa dünya değişiyor, en yakın tabiri ile çevremiz değişiyor.
Peki neyin değiştiğinin önemi var mı? Evet, var. Eğer dünyadaki değişimi doğru olarak gözleyemiyorsanız, gelecek planlarınızı eski yönelimlere dayandırıp hata yapma olasılığınız yüksek olur. ‘Bugünü dün gibi yaşamak’ veya ‘geleceği dün gibi kurgulamak’ isteyen, farklı kanatlara dâhil çok sayıda kişi ve kuruluş olduğunu düşünürseniz, hatalı konjonktür tespitlerinin nelere mal olabileceğini kolayca öngörürsünüz.
Önce devletten başlayalım. Yirminci yüzyılın ilk üç çeyreğinde (yaklaşık 30-35 yıl öncesine kadar) tüm dünyada ilgi gören devlet modeli koruyucu, sosyal devlet yaklaşımı idi. Bu modelde devletin özellikle ekonominin neredeyse tamamı üzerinde denetimi önemseniyordu. 1970’li yıllara kadar pek çok ülkede en önemli ekonomik ve sosyal aktörün devlet olduğunu görüyoruz. Büyük kamu bütçeleri büyük ekonomiler olarak yorumlanıyordu.
Özellikle reel sosyalizmin sahneden çekilmesi ile birlikte; büyük devlet (daha doğrusu büyük kamu) anlayışı da popülaritesini yitirmeye başladı. Devlet, liberalizmin giderek daha kabul gören bir ideoloji olmasıyla birlikte; elindeki ekonomik araçları birer birer kaybetmeye başladı. Ticaretteki serbestleşme ve uluslararası anlaşmalar nedeniyle gümrük duvarları alçaldı ve zamanla yok oldu. Devletler, döviz kuru ve faiz oranı gibi ekonomik / politik araçlarla daha az oynar hale geldiler. IMF / Dünya Bankası türünde kuruluşların denetiminde programlar uygulayan ülkeler, bu araçları verilen ‘tavsiyeler’ dışında asla kullanamaz hale geldiler. Devletin ekonomideki payı düşerken, küresel ölçekte rekabetin arttığına (hatta vahşi bir savaş alanı haline dönüştüğüne) tanık olduk.
Yine bu bağlamda merkezî denetim yerine piyasanın kendi işleyişi içinde ekonominin denge noktasını bulmaya çalışması ana fikir haline dönüştü. Devletin önemi (ele alınan ülkeye bağlı olarak) belli bir biçimde azalırken, küresel şirketlerin ve (bazı) yerel firmaların dengeler üzerinde etkileri artmaya başladı.
Ekonomi alanında net olarak gözlediğimiz değişimlerden bir tanesi, ulusal ve yerel pazarların önemlerini kaybederek dünya pazarına eklemlenmeleri biçiminde oldu. Pazarlar arasındaki fiziksel mesafelerin önemi azaldı. Bilişim, iletişim ve lojistik alanlarındaki gelişmeler, bütünleşik bir dünya pazarının oluşmasının temellerini arttı. Dolayısıyla üretici ve satıcılar, dünyanın herhangi bir fiziksel noktasına kolaylıkla mal ve hizmetlerini sunabilir hale geldiler.
Peki ya biz?
Siyasetin sığ sularında boğulduk.
Yarım asırdır Kıbrıs’ın dünyanın umurunda bile olmayan siyasi sorunu ile boğuşup duruyoruz.
Sonuç?
Sıfır sıfır elde var sıfır şeklinde devam ediyor.

Bu haber 134 defa okunmuştur

:

:

:

: