Özlediğimiz izler

'Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, Her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; İstesen de silemezsin.'
'Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, Her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; İstesen de silemezsin.' diyor şair Turgut Uyar... Evet bazı anılar var ki, hafızamızdan silmekte zorlanırız. Benim babam da müziği çok sever, gerek okul yıllarındaki bando çalışmaları, gerekse daha ileriki yıllarda Fikret Özgün şefliğindeki orkestrada keman çalışı ve evde özellikle traş makinesi ile sofada oturduğu koltukta traş olurken mırıldandığı; ' Bir ihtimal daha var O da ölmek mi dersin Söyle canım ne dersin Vuslatın başka alem Sen bir ömre bedelsin ' şarkısının ilk dörtlüğü devamlı dilindeydi... Geçen Cuma gün 1939 yılının 2. dünya savaşının Kıbrıs'da bilhassa babam Hüseyin Özdemir'in anılarından sizlere yazacağım demiştim... Babam, 1940-1945 yılları Larnaka'sını anlatırken, İngiliz sömürgesi olan Kıbrıs'ın bombalandığını, Alman ve İtalyan uçaklarının bilhassa Larnakayı hedef aldığını, kasaba halkının köylere İngilizlerin Afrika'ya kaçtıklarını, İngilizlerin fazlasıyla para vererek uçaklara hedef şaşırtma amaçlı ve düz alanlara düşman uçaklarının inmemeleri için köylülere, tarlalara kukolar yani tepecikler yaptırdığını yazarken 5 kuko diken ve 2-3 kamyon çakıl getirenlere bol para verildiğini, hedef şaşırtma amaçlı direklerin her yere dikildiğini de yazılarına ilave etmiştir...O zamanlarda yiyecek alımlarının karneye bağlandığını, şeker ve pirincin okkasının yarım şilin olduğunu, dana etini bilmeyen halkın kuzu etini okkası iki şiline aldığını, radyonun sadece kahvehanede var olduğu ve her yeni bir haberde kahveci Hasan'ın heyecanlı haberleri koşarak mahallede yaydığını, bu şekilde duyuruların insanları çok heyecanlandırdığını ifade ederken, Larnaka'ya Hindistan askerlerinin dahi geldiğini ve görev yaptığını notlarına yazmıştır... Babam o yılların Larnaka'sının ekonomik ve idari yapısını notlarına eklerken, Komiser, Tapu Baş müdürü, Hapishane Müdürü, Gümrük Müdürü, Limandaki hamalların çoğunluğunun Türklerden oluştuğunu, eczane sahiplerinin ve doktorun, hatta ebelerin Rum, bunun yanında matbaa ve otellerinde Rumlar'a ait olduğunu yazmıştır...Köselecilik, helvacılık ve kazan yapımında Türklerin önde geldiğini, gelin onarıcının da Türk olduğunu yazmıştır... Annemle babamın ilk çocukları Dr. Niyazi Özdemir 1945 yılında Larnaka'da doğmuştur. Annem gelin onarıcı Cemaliye hanımını bizlere masal gibi anlatırdı, o zamanlarda gelinin saçını ,duvağını, saçındaki gümüş gelin telini , başındaki tacını hatta elmasları dahi gelin onarıcının çantası ile gezdirdiğini, düğünden sonra mübareki denen ve gelinin evin baş köşesinde ayrı olarak yine gelin onarıcı vasıtasıyla süslendiğini ve tebrik kabul ettiklerini de aynen bu tabirler ile anlatır, bizler de dinlerdik... Babam Larnaka'ya onbeş günde bir gelen Türk vapurunun acentasının da Rum olduğunu yazarken hastahanede başhekimin İngiliz eczacının kalfalıktan imtihanla geçen Türk olduğunu belirtmesi de ayrı ilginç bir durumdur... Larnaka Türk mahallesinde Yahudilere ait fabrikada işçilerininTürk kadınları olduğu düğme fabrikasının varlığı, fabrika atıklarının o zamanlarda yakıt olarak kullanıldığı, savaşın zor şartlarında Kıbrıs'ın yetiştirdiği üzümlerden elde edilen kuru üzümlerin halka ekmeklere ilave için bedava dağıtıldığı da anılarında yer alandır...Babam anılarında bu fabrikanın az ilerisinde tuz gölü ve Hala Sultan Türbesinden de uzun uzun bahsetmektedir...Bu hatıra ve anıları da daha sonraki Cuma sizlere yazacağım... Anılar, hatıralar derken bu günü de unutmamak gerek Yüksek Seçim Kuruluna siyasi partiler gün içinde aday listelerini vereceklerdir... Seçimlere gün geçtikçe azalan vakitin, heyecanı vardır... Seçmen istikrarlı koalisyonsuz bir hükümet modelinde ısrarlıdır... Deneyime ve tecrübeye oy vermek adına sandığa gidecek ve iradesini kullanacaktır.... Ne güzel demişler ' İrade olan yerde, çare de bulunur.' Seçime bu günden itibaren 36 gün kalmıştır...

Bu haber 868 defa okunmuştur

:

:

:

: