Üretime dayalı değerler..

İhracat amaç değil araçtır. Amaç, toplumun değer odağında ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.
İhracat amaç değil araçtır. Amaç, toplumun değer odağında ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.
Peki değer nedir?
Bir şeyin ona sahip olmaktan doğan tüm hak ve çıkarların toplamıdır değer.
En azından böyle tanımlanabilir.
İnsanoğlu hangi uygarlık düzeyinde yaşarsa yaşasın, ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması sorunu ile yaşam boyu uğraşmak zorundadır.
Bu yolda kendi ihtiyaçlarını karşılamak için, başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya razı olan kişi, karşısındakilerden göreceli zeka, kurnazlık veya zorbalık üstünlüğüyle bu takas işleminde avantaj sağlamak ister.
Yani, ihtiyacının (değer)inden daha az zaman + çaba + para + vd (değer) harcamaya çalışır. Bu aslında bir (değer) değişimi, yani takas işlemidir.
Takas işlemine esneklik kazandırmak amacıyla oluşmuş pazar sisteminde kullanılan para, standardize edilmiş (değer) olup, herhangi bir birim para, o birimdeki paranın ne kadar emek veya üzüm ya da “şey” almaya yeter olduğunun ölçüsüdür.
Bu standardizasyon sıradan insanlar için olup, aklı, kurnazlığı ya da zorbalığı daha yüksek olanlar için söz konusu değildir.
Onların para birimleri ne olursa olsun, 1 birim paraları herkesinkinden “daha fazla eşit”tirler
Buna göre örneğin, ithal etmek zorunda olduğumuz petrolün bedelini ödemek için:
Ürettiğiniz (değer)lerin ihtiyaç fazlasını vererek satın alacağınız, kabul edilir bir para birimi (yani döviz) ile ya da
Değer’isöz konusu bedele eşdeğer olabilen bir mal veya hizmet karşılığında ihracat.
Alan ve satanların, her iki durumda da bu işlemlerden tek beklentisi vardır: Verdiği (değer)den daha fazlasını almak; en kötü durumda başabaş olmak. Bunun için akıl, kurnazlık ve sopa gibi etkili araçlar kullanılır.
Herkesin bildiği bu ansiklopedik bilginin tekrarlanmasındaki amaç kimseye bir şeyler öğretmek gibi absürd bir amaç olmayıp, en derinde yerleşmiş olduğu için çoğu zaman gözden kaçmaya en yakın olabilen bilgilerin üzerine üfleyip tozları uçurmaktır.
Malum bizim coğrafyamızın tabiatında üretime dayalı ürün odağından çok hizmet sektörüne bağımlı bir pozisyonumuz söz konusudur.
Ada özelliği itibarıyla (değer) kazandırabilecek hizmet sektörlerinin başında da turizm ve yüksek öğretim gelmektedir.Dolayısıyla ihraç odaklı üretebileceğimiz ürünler bellidir.Süt ürünleri, naranciye, zeytin,harnup, enginar, vb.
gibi..
Ancak bunların da hayat bulabilmesi devlet politikalarının üreticiyi destekler konumuna getirilmesiyle mümkündür.
Dolayısıyla aluminyum tencere, torna tezgahı ya da otomobil üretemediğimize göre bu benzeri malların ithalatını gerçekleştiriyoruz.
O zaman da o mal / hizmetlerin o ülkelerdeki (değer)lerden daha düşük (değer) karşılığında –yani döviz geliri karşılığında bu ithalatları gerçekleştiriyoruz.
Böylece, Kuzey Kıbrıs’tan dışarı bir (değer) transferi oluyor.
Halbuki bizim (değer) açığımız olduğu için transferin ters yönde olmasına ihtiyacımız var. Bir bakıma ihracat yapıp (değer) kazanmak amaçlanırken, ürünle birlikte (değer)de ihraç etmiş olmuş olacağız.
Ama, mesela yüksek teknolojili silah (İsrail), domates tohumu (Hollanda) ya da banker (Belçika) ihraç eden bir ülke, (değer) ithal etmiş oluyor. Ne ilginç bir matematik değil mi!
Çünkü bu bir katma değer savaşıdır..
Bugün itibarıyla Kıbrıs’ın Kuzey’ine uygulanan ambargolar hasebiyle böyle bir ticari hamle yapma şansımız yok.
Lakin ben şahsen bunun ilelebet bu şekilde devam edeceğini düşünmeyenlerdenim.
Mutlaka bir gün bu coğrafyanın en temel ihtiyacı olan “BARIŞ” bu ülkeye gelecek.İşte o zaman ihtiyacı olan (değer)leri üretebilen, ama üretim maliyetleri (=değer) yüksek olduğu için, daha düşük maliyetlerle (değer) üretebilen ülkelerden ithal edip, (değer) ithalini de becerebilen ülkeler arasında ki yerimizi alacağız.
Bugün zengin ve gelişmiş ülkelere Kıbrıs’tan ihraç edilen ürünler yok denecek kadar az olmasına rağmen ihracatı, ihraç edilen (değer)ler onların maliyetlerinden (değer) düşükse gerçekleşebiliyor.
Görülüyor ki, ikinci sırada sayılan ülkelerle bir (değer) transferi savaşı yaşanıyor.
Kim ürettiği ürünün maliyetini (-değer) azaltıp, satış fiyatını (+değer) artırabiliyor ve yine de hedef ülke maliyetlerinin altında kalabiliyorsa, bu Kuzey Kıbrıs’a bir (değer) katıyor.
Böylece oluşan katma değer, düşük (değer) harcayıp yüksek (değer) üretebilmek anlamına geliyor.
Bu ise, üretimin her türlü girdisinin maliyetini (-değer) artıran sorunları çözebildikçe katma değer’in artması demektir. Yani Katma Değer = Sorunlarını Çözebilme Kabiliyeti’ demektir.
Dolayısıyla “Katma Değeri” düşük ihracat bir ölümcül sarmaldır.
Düşük katma değerli ihracat, bir ülkenin çeşitli türde (değer)lerini, daha düşük (değer)ler karşılığında takas etmek demektir.
Bu haber 123 defa okunmuştur

:

:

:

: