'Öğrenilmiş çaresizlik' yöneten biz değiliz

Daha önce KIBRIS, birkaç gün önce de AFRİKA gazetesi yayınladıkları bazı karikatür ve görseller nedeniyle protesto edildiler.
Daha önce KIBRIS, birkaç gün önce de AFRİKA gazetesi yayınladıkları bazı karikatür ve görseller nedeniyle protesto edildiler.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunan basınında yayınlanmış bir görseli.
Tabi hemen buradan birileri fitili ateşledi.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ;
'Cumhurbaşkanı bir milleti temsil ediyor. Bu pespayelik, sadece Sayın Cumhurbaşkanımızın kişisel hukukunu zedelemek anlamına gelmez, bu aynı zamanda Türkiye'ye, Türk milletine yapılan bir saldırıdır. Nerede bu ahlaksız yayını yapmışlarsa, Kuzey Kıbrıs'taki bir gazete de bunu alıyor, iktibas ediyor ve yayınlıyor.
Ama bu, bunların ilk cürümü de değil. Bunları Kıbrıs halkının içine çıkamayacak hale getiririm. Çünkü ahlaksızlığın bile bir sınırı var. Bunlar ahlaksızlığın da sınırını aşmış adamlar. Kuzey Kıbrıs Türk halkının da bunlardan rahatsız olduğunu biliyorum. Bunlar gibi düşünen insanlar, Kuzey Kıbrıs'ta yok denecek kadar küçük bir azınlık. Bu şerefsizlikler yanlarına kar kalmayacak.'
Olayların geneline baktığım zaman, yapılan yayını da, verilen tepkiyi de gereksiz diye değerlendiririm.
Sayın Akdağ önce milli geliri yükseltti, sonra sağlıkta ki sorunları çözdü.
Şimdi de bir gazeteyi tehdit ediyor.
Yine akla kara bir birine girmiş, bu ortamın kazananı yok, bu gerginlik, hoşgörüsüzlük, bölünmüşlük, sadece huzursuzluğu besler.
İki gazetenin yayınladığı görsellerde protesto sebebi 'hakaret' olarak gösterildi.
Bu ülkede yaşamayan bir insan, bir anketçi, bu ülkenin kurumlarına, makamlarına, seçilmişlerine hakaret ediyor, hassas kesimlerden ses yok.
Bu ülkenin Başbakan yardımcısı ve Maliye Bakanına hakaret edilirken, sarhoş denilirken, neden tepki verilmedi?
Haksızlık, hakaret varsa, burada seçici olmanın açıklaması olmaz.
Yanlış varsa vardır, iki yanlış da bir doğru etmez.
Yaşadığın ülkenin, seçtiğin, oy verdiğin, iradeni temsil eden siyasetçinin, makamının hakarete uğramasına sessizsin, ama bir başka ülkenin siyasetçisinin bir görseline protesto edebiliyorsun.
Esas mesele amaçtır, amacı, araç haline getirmek yanlış.
Malum anket şirketi ve Murat Gezici de gündem olmaya, adından söz ettirmeye devam ediyor.
Bakandan sonra sıra kurumlara gelmiş.
Buraya ayar vermek serbest.
Dileyen, dilediğine, kim olduğunu bakmadan hakaret edebiliyor.
Kimisi vatan haini, Rumcu, kimisi FETÖ'cü.
Ne kadar kolay değil mi?
Egemenlik dediğimiz esasen bu işte.
Bir Gezicimiz, FETÖ'müz eksikti, tam oldu.
Bir anket şirketi, üstelik bu ülkeden değil, önüne gelene ayar veriyor.
Dikkat edin, yayınladığı anket sonuçları üzerine hiç yorum yapmadım.
Konu, üslup, seviyesizlik, iyi niyetin istismar edilmesi.
Kimse bu ülkenin bir başka ülke olduğunu farkında değil.
Gezici 'Başka ülkelerde de anketler yaptım diyor'.
Konu anket yapmak değil ki, başka ülkelerin kurumlarına davranış şekli bu mu?
En büyük hata bu, buranın bir düzeni, kendine özgü bir yapısı var.
Dışarıdan gelip, siyasi irade üzerinden mesajlar verdikçe, tabi ki buradan tepkiler yükselir.
Çünkü başka merkezlerin mesajının verilmediği ne malum?
Bunları ortadan kaldırarak, güven sağlanacağına, tepki görmek için her şey yapıyor.
Lütfen buraya kadar olsun, çünkü uğraşacak daha önemli sorunlarımız var.
Bu iki olayın ortak noktası;
Buradaki iradeyi kimsenin dikkate aldığı yok.
Türkiye için artık KKTC'yi yönetenlerin kim olduğu önemli değil.
Üretim, emek, eğitim, sağlık, hukuk, trafik, iyi yönetim, geçin bunları.
Artık sandığa gitmenin bir anlamı kalmadı.
Bu ülkeye ayar verildikçe, iradesizlik 'öğrenilmiş çaresizlik' oldu.
Siyasetçiler boşuna kendilerini yormasın, iyi yönetim vaatleri vermesin.
Çünkü bu ülkeyi yöneten onlar değil.



Bu haber 481 defa okunmuştur

:

:

:

: