Partiler mi, adaylar mı yarışıyor?

7 Ocak seçimi için propaganda süreci başladı.
7 Ocak seçimi için propaganda süreci başladı.

Zaman daraldıkça, seçim süreci daha yoğun ve renkli bir döneme giriyor.

Sokakta o heyecan yok, ama özellikle milletvekili adayları ciddi bir telaş ve heyecan içinde.

Siyasi partiler, adaylar, ülke çapında anlatmak ve anlaşılmak için çaba gösteriyor.

Yakın zamanda partiler manifestolarını, plan ve programlarını açıklayacak, yazılı, sözlü anlatacak.

Yollar, mahalleler, kavşaklar, bayraklar, renkli pankartlar ortaya çıkmaya başladı bile.

Sosyal medya güzel, mutlu, birlik, beraberlik mesaj ve görüntüleriyle zaten doldu taştı.

İktidar kanadından aday olan bürokratlar izne ayrıldı.

Birçok noktada kamusal hizmetler seçime takıldı, yavaşladı.

Muhalefet ve meclis dışı partiler daha geniş kesimlere ulaşmanın adımlarını atıyor.

Hepsi 7 Ocaktan sonra bitecek.

Önemli olan geriye ne kalacağı.

Daha öncede söyledim, yazdım, yeni adaylar, isimler, yüzler vatandaşın beklentisi.

Farklı kesimlere hitap etmek için, farklı isimler toplumsal vizyona çıkarılmalı.

Siyasi partilere bir güvensizlik ve tepki var.

Peki, bu tepki siyasi partilere mi, siyasi parti içinde görev yapan, milletvekili, bakan olan isimlere mi?

Bu soru çok önemli, cevabını özellikle bugünün iktidar partileri ve en başta UBP özeleştiri yaparcasına aramalı.

Bugüne kadar görünen o ki bu yapılmadı.

UBP içinde tartışılan çok isim var, adı birçok olumsuz olayla anılan, yıllardır milletvekili olan ve siyaseti mesleğe döndüren.

Bizzat UBP içinden de ciddi tepkiler var.

Genç ve yeni isimler önlerinin kapatıldığından şikâyet ediyor.

UBP parti icraatlarından çok, isimler ve isimlerin yanlış icraatlarından dolayı kötü bir imaja büründürüldü.

Önümüzdeki seçim sanki parti olarak UBP değil de sadece isimler yarışacak.

Bu kısmen diğer partiler için de geçerli.

Sırf seçim, sırf kazanmak ve partiden çok isim olarak öne çıkmak gibi bir çalışma görüyorum.

Yeni kurulan bir siyasi parti temsilcisini, bir TV programında izledim.

İktidara gelmeleri halinde;

Özel sektörün, işletmelerin, yeni kurulacak iş yerlerinin elektrik faturalarını, çalışanların sosyal haklarını karşılamayı vaat ediyor.

'Bu uygulamaya, seçilmem halinde şahsen kefilim' diyor.

Bir parti kararı mı, kişisel vaat mi?

Bu sadece bir örnek, ne kadar mümkün, çalışması yapıldı mı, kaynak olarak nasıl bir yol bulundu?

Aynı partinin adayları farklı yerlerde, farklı söylemler dile getiriyor.

Yani her şeyin bir karşılığı olmalı, bazı sözler tek yerden çıkışlı parti programları olarak konuşulmalı.

Siyasi parti çalışmaları öne çıkmalı, herkes her konuda konuşmamalı, her kesimden, herkesin fikri, beklentisi temsil edilmeli.

Böyle olmadığı için siyasi partilere güven bitti, seçmeni, isimlere, kişilere, şahsi ilişkilerle şekillenen adaylara yönlendirdi.

İyi yöneticiler değil, 'seçim kazanmayı iyi bilen insanlar' ülkeyi yönetmeye çalıştı.

Bu noktada beklenti de önemli.

Bu beklentiyi parti rozetinden çıkararak, 'oy vererek onayladığımız partiler, hükümetler yanlış işler yaptı' diyebilmeliyiz.

Adayların, isimlerin partilerin önüne geçmesi gibi bir durum var.

Bu parti ideolojisi ve disiplinin zaafiyetinden dolayı yaşanıyor.

Artık parti programları değil, aday vaatleri yarışır noktaya geldi.

Seçimler partilerden çok isimler arasında yaşanıyor.

Böyle olunca, siyasi partiler arasında fark yok algısı gelişiyor, isimler ön plana çıkıyor.

Aslında kurumsal siyaset ve örgütlü demokrasi bizden biraz daha uzaklaşıyor.

Ve bu seçim bu daha çok yaşanacak gibi.
Bu haber 408 defa okunmuştur

:

:

:

: