Son konuşma

Dr. Bellanger şöyle diyordu: Bruno Gronıng yürekli bir adamdı. Mücadele veren değerli bir insandı. Acılara ve ölüme karşı takınmış olduğu tavır hala daha ben de hayranlık uyandırıyor.*
Dr. Bellanger şöyle diyordu: Bruno Gronıng yürekli bir adamdı. Mücadele veren değerli bir insandı. Acılara ve ölüme karşı takınmış olduğu tavır hala daha ben de hayranlık uyandırıyor.*
Bruno Gronıng'in cesedi Pariste yakılarak bir şişeye doldurularak Dilenburgdaki mezarlığa konuldu.
Bütün bunlar neden böyle oldu? Neden kendine yardım edemiyordu? 26 Aralık 1958 de en yakın arkadaşlarına yaptığı konuşmada şöyle diyordu:

Benim seçtiğim yol dikenlerle kaplı geçilmesi ve ulaşılması zahmetli bir yol. Çünkü insanlar İlahiyle olan irtibatlarını tamamen kesmiş durumda ve benim bunu açmam önemli. Bunu yapabilmem için, insanlara gerçekten yardım edebilmem için, Tanrının hizmetinde olmak ve sonuna kadar insanlara destek verebilmek için benim yuvaya dönmem, en güzel günüm olacaktır. Bütün insanlara yardım edebilirim. Ama benim kendime yardım edebilmem, benim için öngörülmemiştir. Tanrının takdiridir ve benim için de Tanrının muhteşemliğine döndüğüm gün olacaktır. Şu dünyadaki en güzel günüm, yuvaya döndüğüm gün olacaktır.
Düsseldorf' tan,Verona Rozic anlatıyor:
Bruno Gronıng öğretisine giriş yaptıktan sonra arkadaş çevresinde ilk fahri görevime başladım. Tercüme edilmiş bir kitabın düzeltmesini yapacaktım. Genelde düzeltmeler kırmızı kalemle yapılır ama ben yeşille yapmak istedim.
O kadar istekliydim ki, işten çıkınca hemen başlamak istiyordum. Ama yeşil kalemim yoktu. Hemen çarşıya koşup yeşil kalemi almak istedim. Hayatım boyunca hep böyle telaş ve acele içinde işlerimi yetiştirmeye çalışıyordum.
Bir anda kulağımda çok sakin bir sesin bana *koşma, sakin ol sabırlı ol. Rahat yapabildiğin zaman alırsın.* sesin yumuşaklığı ve sakinliği bana huzur verdi. Söyleneni yapmaya karar verdim ve sakince işime gittim. O gün değil, ertesi gün de gidip alamadım ve açıkcası sabrıma şaşırdım. Çünkü bunu hayatım boyunca yapamamıştım.
Bir sonraki gün, bir temsilcimiz bana iş yerinde bir yeşil kalem hediye edince çok şaşırdım. Ne öğrenmem gerektiğini o anda anladım. Sakinliğimizi korumak ve sabretmek çok işe yarıyormuş. Huzursuzluk ve telaş, kendi yarattığım olgularmış.
Bruno Gronıng'in öldü haberi yayıldığında, arkadaşları çok çabuk dağıldılar. Yalnızca bir avuç kişi kaldı, en sadık olanları. Onlar Bruno'ya inanıyorlardı. Şifalar gerçekleşmeye devam ediyordu ve her şey hayattayken Bruno'nun söylediği gibi gerçekleşiyordu.
Bruno şöyle diyordu: *Bütün insanlar ölmek zorunda. Ben de öleceğim ve benim vücudumu da toprağa verecekler. Ama ben ölmüş olmayacağım. Sadece bedenimden ayrılmış olacağım. Beni çağıranın yanında olacağım ve yardım etmeye devam edeceğim. İşte o zaman herkes kendi içinde şifa ve yardım alacak.
Grete Haüsler, Bruno'nun ölümünden sonra gerçekleşen ilk şifayı şöyle anlatıyordu: *Yardıma ihtiyaç duyduğum bir sırada, ev işlerinde bana yardımcı olan bir bayan vardı. Bayanın bir gözü 14 yıldır görmüyordu. Doktorlar artık bu gözün göremiyeceğini söylemişlerdi.
Benim sık sık kullandığım * kötü* sözcüğü veya *düzensizlik* sözünün yerine siz *hastalık* kelimesini kullanıyorsunuz. Ben bunu kesinlikle tasvip etmiyorum. Benim negatif mana ifade eden sözcüklerle hiç bir ilgim alakam yoktur. Onun için de, sizin de bana olumsuzluklarınızı, sorunlarınızı, hastalıklarınızı veya korkularınızı anlatmanızı istemiyorum. Çünkü bunlardan bahsettikçe ve düşündükçe çoğaltıyorsunuz bunu yapmaktan vazgeçin…
Bu haber 564 defa okunmuştur

:

:

:

: