İlk iş Rum ağzını bir kenara bırakmak olmalı

Rum hükümeti, Afrika gazetesin önündeki eylemler sırasında gazete binasına yapılan saldırıların Avrupa Konseyi ve AB Komisyonu’nun gündemine getirilmesi için girişim başlattığını açıkladı.
Rum hükümeti, Afrika gazetesin önündeki eylemler sırasında gazete binasına yapılan saldırıların Avrupa Konseyi ve AB Komisyonu’nun gündemine getirilmesi için girişim başlattığını açıkladı.
Rum Hükümet Sözcüsü Nikos Hristodulidis ise Afrika gazetesine yönelik gösteride kimlerin yer aldıklarına dair dikkatli bir çalışma yaptıklarını belirtti.
KKTC’deki gelişmeleri çok yakından ve ayrıntılı bir şekilde takip ettiklerini ifade eden Hristodulidis, Şener Levent ve Afrika’nın gazetecileriyle iletişim halinde olduklarını ifade etti.
“Gazetenin önünde toplanan grupların, hem taş atanlar, hem de direnenlerin haritasını çıkardıklarını” belirten Hristodulidis, “Aşırı sağcıların çoğunluğunun işgal bölgelerindeki üniversitelerde okuyan ve Tayip Erdoğan’ın yönlendirmesine kulak veren öğrenciler olduklarını tespit ettik” şeklinde konuştu.
Bu açıklamaları alt alta koyup okuduğunuzda neresinden bakarsanız bakın, kabul edilebilir bir durum olmadığını görürsünüz.
Bir kere önce Rum Sözcü’ye şunu sormak lazım. Sen ne hakla başka bir ülkenin toprağındaki bir olaya bu denli müdahale etme cüretini kendinde buluyorsun?
Gösterilerde yer alanlara ilişkin dikkatli bir çalışma yaptığını söylerken, bunu hangi sıfatla yapıyorsun?
Rum Sözcü’nün iletişim halinde olduğunu açıkladığı Afrika Gazetesi yöneticilerinin de şunu açıklamaları gerekiyor.
Bu ülkede yargı yok mu? Bu ülkede Cumhurbaşkanı ve hükümet yok mu? Siz onların verdiği güvenceleri mi, yoksa Rum Sözcü’nün söylediklerine mi dinleyecekseniz?
Açıkçası çok temel bir soru da şudur. Sizin Cumhurbaşkanınız Mustafa Akıncı mı? Yoksa Nicos Anastasiadis mi?
Bu soruya vereceğiniz cevap tartışmanın bundan sonraki seyrini de belirleyecektir.
Siz, “Bizim Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı’dır” diyorsanız, onun sizin can ve mal güvenliğinizi güvence altına almak da dâhil olmak üzere olayları yatıştırmak için kendisini nasıl ortaya koyduğunu görmüş olmalısınız.
Sizin Afrin Operasyonu’yla birlikte işgal göndermesi yaptığınız 1974 Barış Harekatı ile ilgili de herhalde Akıncı’nın şu değerlendirmesini okumuş olmalısınız.
Ne diyor Akıncı?
“1974 20 Temmuzu’nda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’taki harekâtına neden olan, 15 Temmuz’daki Faşist Yunan Cuntasının, Nikos Sampson’la birlikte gerçekleştirdiği Enosis amaçlı darbeydi. 20 Temmuz olmasaydı, Kıbrıs Yunanistan’a ait bir Ada’ya, Kıbrıslı Türkler de en iyi ihtimalle Batı Trakya’daki gibi Türk azınlık haline dönüşmüş olacaktı. Enosis’i engelleyen bir eyleme “işgal” denmesini kabul edemeyiz.
2004 yıllında Annan Planı çerçevesinde ve 2017 yazında Crans Montana Konferansı’nda Kıbrıs’ta barış için elini uzatan ve asker sayısında ciddi azaltmaya yol açacak çözüm için irade sergileyen, ancak ne yazık ki Rum tarafının reddi ile karşılaşan bir ülkeye “işgalci” tanımını yakıştırmak, bugün Birleşmiş Milletler’in bile yapmadığı ağır bir suçlamadır ve doğru değildir.”
Evet siz eğer Akıncı’yı Cumhurbaşkanı’nız olarak kabul ediyorsanız bu sözlere kulak verirsiniz.
Yok eğer zaten “Akıncı’yı Cumhurbaşkanı olarak tanımıyoruz, bizim Başkanımız Anastasiadis” diyorsanız, o zaman söyleyecek çok fazla bir söz de yoktur.
İç barışı tesis etmenin yolu bu ülkede birbirimize hakaret etmeden ortak değerlerimize saygı çerçevesinde davranışlardan geçer.
Kıbrıs’ta yaşayan halkları ayrıştıracak söylemler, bu ülkenin geleceğine hizmet etmez. Aksine sonumuz felaket olur.
“İşgal” gibi Rum ağızlı söylemleri bir kenara bırakmazsanız, bu ülkenin birliğine ve beraberliğine dinamit atmış olursunuz.
Dolayısıyla ilk iş olarak yapmamız gereken Rum ağzını bir kenara bırakmak olmalı. Görün bakın Kıbrıs Türkünün ağzıyla konuşmaya başladığınız ilk andan itibaren nasıl birbirimizi duymaya, anlamaya başlayacağız.
Şu an ne birbirimizi duyuyoruz, ne de anlıyoruz. Çünkü ne yazık ki ortak dil kullanmıyoruz.
Bu haber 693 defa okunmuştur

:

:

:

: