Devletin adaleti tesis etmesi önemli.

İnsanoğlunun var olduğu günden bu yana gerçekleştirmek istediği ideal amaçlar, temel kavramlar, ulaşmak istediği erdemler olagelmiştir.
İnsanoğlunun var olduğu günden bu yana gerçekleştirmek istediği ideal amaçlar, temel kavramlar, ulaşmak istediği erdemler olagelmiştir. Bunlar, neredeyse tüm kültürlerin, dönemlerin, ulus ve uygarlıkların üstünde çok kapsamlı ideallerdir; örneğin evrenselliği ve sürekliliği olan bir barış ideali, özgürlük ve mutluluk gibi. Fakat bu kavramların bir tanesi var ki, hepsinden önce gelir ve o kavramın insan ilişkilerinde egemen olması ile diğerleri büyük ölçüde ve kendiliğinden gerçekleşmiş olur. Bu kavram adalettir. Addison’un sözleri ile ifade edersek, “Hiçbir erdem, adalet kadar büyük ve kutsal değildir”. İnsanoğlunun uğruna nice kavgalar, savaşlar, devrimler yaptığı, kan akıttığı barış, eşitlik, özgürlük gibi ideal kavramlar aslında adaletin türevleridirler. Adalet bu kavramlara gerekli olan sosyal zemini hazırlar. Adaletin egemen olmadığı sosyal yapılarda, ülkelerde ne kardeşlik, eşitlik, özgürlük dolayısıyla ne de maddi ve manevi huzur olur. Hiyerarşik olarak diğer erdemler hep adalet erdemini izler. Adalet tüm erdemleri kapsar ve o olmazsa diğerlerinin hiçbir anlam ve önemi kalmaz. Toplumlar, uluslar öncelikle adaletle yücelirler, bütünleşirler, adaletsizlikle çözülür, dağılır ve batarlar. Sosyal çözülme bireylerde topluma ve sosyal kurumlara, düzene karşı güvenin sarsılmasıyla başlar. Bu da adalet duygusunun dolayısıyla sosyal dengeleri sağlayan, haksızlıkları gideren ve sosyal düzenlerin garantisi sayılan adalet mekanizmasının iflası sonucu gerçekleşir.
Adalete bu kadar geniş bir anlam yelpazesinin yüklenmesi onun çok boyutlu bir kavram olduğunu gösterir. Öncelikle bu kavramın bireysel ve toplumsal boyutları dikkati çekmektedir. Yukarıda bahsedildiği gibi bireysel düzeyde adalet, ahlakın da temelini teşkil eder. Adalet duygusuna dayanmayan ahlak olamaz. Çünkü adaletin bireysel boyutu esas olarak vicdanı meydana getirir. Adalet duygusunu yitiren insan vicdanını yitirmiş demektir ki bu insandan korkulur. Bu bakımdan “adil olmak” en başta gelen bir insan erdemi olarak ortaya çıkmaktadır. Fakat adaletin toplumsal yaşamda, insan ilişkilerinde, eylemlerinde ve yönetim (politika) düzeyinde gözlenen özellikleri bireysel boyutundan daha fazla göz doldurmaktadır. Kısacası bu kavramın toplumsal boyutu daha çok öne çıkmakta ve toplumsal ilişkilerde belirleyici olmaktadır. Adalet insan davranışları, sosyal ilişkiler ve sosyal kurumlar açısından hukukla, dinle, ahlakla, ekonomiyle ve politika ile doğrudan ilişkilidir. Kavram olarak adalet, ahlaki bakımdan hakka, herkesin varlık ve eylemlerine, duygu ve düşüncelerine saygıyı, iyi ve doğru davranışı esas alan bir ahlaki tavır olarak kabul edilir. Hukuk açısından ise bireylerin yasalar karşısında haklılığını, davranışların hak ve yasalara uygunluğunu anlatır. Adalet kavramı bu yönü ile hukuk sosyolojisinin ve hukuk felsefesinin en önemli olgusunu oluşturur. Bu kavram dini bakımdan hem insanlar arasındaki adil davranışları hem de ilahi adaleti ifade eder. Ekonomide ise adalet özellikle çağımızda “sosyal politika” uygulamalarını sosyal adaleti, servet, gelir ve tüketim harcamalarındaki aşırılıkların, dikkat çeken eşitsizliklerin, farklılıkların önlenmesini gündeme getirir. Tüm insanlarda ortak olan “sağduyu”, öncelikle “adil olma”da birleşir. Toplumlarda bütün psikososyal bozulmaların, çözülmelerin temelinde, yukarıda da belirttiğimiz gibi, insanlardaki bu adalet duygusunun derece derece zedelenmesi (haksızlık duygusu) vardır. Adaletin tam karşıtı zulümdür (mağduriyet duygusu). Bu, mikro-grupsal ve kurumsal düzeyde de, makro yani ülke-toplum, devlet düzeyinde de olabilir. İkisi de önemlidir, birini diğerine tercih edemeyiz. Ancak çoğu zaman mikro, yani bireysel düzeyde başlayan mağduriyetler, eğer önlem alınmazsa zamanla büyür, derinleşir, yaygınlaşır ve makro düzeydeki siyasal zulümlere dönüşür. Bu birikimler de dünya tarihinde çok görülen toplumsal patlamaların, isyan ve çatışmaların ana nedenini oluşturur. Dinsel, siyasal ve ekonomik alanlardaki büyük sosyal farklılaşmaların, sınıfsal çatışmaların ve ihtilal hareketlerinin temelinde büyük sosyal incinmeler, yaygın zulümler vardır.
Bu haber 111 defa okunmuştur

:

:

:

: