Bir kadın...

Akşamın geceye doğru yol aldığı saatler... Hava soğumaya başlamış ve sokak lambalarının ölgün ışığında , elindeki bir tomar reklam broşürünü dağıtmaya çalışan bir kadın.
Akşamın geceye doğru yol aldığı saatler... Hava soğumaya başlamış ve sokak lambalarının ölgün ışığında , elindeki bir tomar reklam broşürünü dağıtmaya çalışan bir kadın.

Şehrin neredeyse çıkışında, karanlığın içindeki kadını son anda fark ediyorum. Trafik akışında onu görmek imkansız gibi... Saniyeler içinde bakışlarım fotoğrafını çekiyor.

Şalvar- pijama arası bolca kesimli, koyu renkli, desenli bir şey var ayağında. Bluzunun üstüne geçirdiği örgü bir yelek... Başındaki oyalı yemeniyi sol kulağının üstünde bağlamış... Yaşı kırk var ya da biraz üstü...

Yol boyunca aklımdan çıkmayan bir kare. Üstüne bir sürü hikaye yazıyorum.

Belli ki hayatı çok ağır. Hayırsız bir koca... Evini ve çocuklarını terk etmiş bile olabilir. Belki de hapistedir. En hafif ihtimalle hastadır, yatıyordur.

Kadın, küçük bir lokantada bulaşıkçıdır ya da ev temizliğine gidiyordur. Ekstradan çıkan bu işe sevinmiştir bile.

Ev kirası, karnını doyurması gereken çocukları, giyim kuşamları, okul masrafları... Biriken elektrik ve su paraları...

Hayata tutunması gerek!
Başarması gerek!
Bu mücadeleden alnının akıyla çıkması gerek!

Ne zor!
Hayat adil değil! Hiç değil!
Başlangıç çizgisi ne kadar aşağıdan başlarsa HAYAT o kadar yokuş oluyor.

İçimden ' Allah yardımcın olsun' diyorum. Bir gün bu günleri, içine akıttığın gözyaşlarını belli etmeden gülümseyerek anlatırsın inşallah...

O bir anne...
O bir KADIN...
Hayatın yükünü gıkı çıkmadan yüklenmiş bir kadın hem de...

( Elde olmadan yaklaşan Sevgililer Günü düşüyor aklıma... Pırlanta yüzük ya da yeni bir araba hayalini kuran KADINLAR geçiyor aklımdan... )

KADIN
Yılma
Sakın vazgeçme
Gözlerin gibi gönlün
Hep uzakları hedeflesin...
Bil ki sen
Gücünle
Becerinle
Sabrınla
Her şeyin en güzeline layıksın...
Zamana diren
O seni yıkmaya çalışsa da
Ulu çınarlar gibi es
Gölgende yeni fidanlar yetişsin...
Bil ki sen
Mangal yüreğinle
Vazgeçilmezsin....

BİR İNSAN KAÇ İNSANDIR ASLINDA?

Oya Baydar, ' O Muhteşem Hayatınız' isimli romanının 266. sayfasında böyle soruyor. Yine kendisi cevaplıyor: ' Onu tanıyanların sayısı kadardır bence...'

Ne kadar hoş ve bir o kadar da düşündürücü bir soru... Cevabı da bulmaca gibi... Dikkatli düşününce yazara hak vermemek elde değil...

Yaşamımız boyunca hayatımıza girenlerin birazını düşünsek... Onların gözünde herhalde ayrı ayrı bir değer ve kişiliğiz...

Kimine göre alçakgönüllü, kimine göre kendini beğenmiş... Hırçın tarafımızı bilenle uysal yanımızı gören de farklı insan elbette...

Küstürdüklerimiz, kalbimizde sevgiyle yaşattıklarımız... Duygu dünyamızın kapısını araladıklarımız, kapının dışında bıraktıklarımız...

Herkesin gözünde farklı bir insanız kısacası... Bana göre sonuçta İNSAN olabilmişsek gerisi pek de önemli değil aslında...

Sadece biraz düşünmenizi istedim. Hepsi o kadar...Sevgiyle kalın efendim...

ADA'M

önce
bakışlarının köprüsünde yürümek
sesine tutunmak isterim...

sonra
hayata dokunmak
seninle bir ada olmak isterim...

uzak bakışlardan öte
sıcacık/ güvenli/ sessiz bir ada(m) ...

Ayşe TURAL
( Şiirlerimden en sevdiklerimden biri)

BİZ VE HAYAT...

Bizler yaşadıklarımızla hayata bir anlam katmaya çalışırız. Mutluluğumuz, bu uğraşımız içinde zaman zaman sekteye uğrar, kırılırız. Ama yine de ararız mutluluğu...

Seçtiklerimizden bir gün bile olsa ders almayı düşünmeyiz. Kimi zaman sahip olmamız gereken her şeye sahip olsak da, bu defa da yaşamın gerisinde kaldığımızı düşünürüz...

HELVACI AMCA

hey!
helvacı amca
bugün kırmızı helvadan istemem
cevizlisinden de susamlısından da...
nasıl anlatsam sana
haydi söyle bana!
beş kuruş
ne kadar DÜŞ eder
ne kadar MASAL...

(Ayşe Tural/ Bu Dünya Sizin, s. 54)

HELVACI CAFER

Çocukluğum yaşamımın en özel dilimi... Bu dilimde neler yok ki!
Dedem en çok beni sever, bilirim... Minicik elim onun kocaman nasırlı ama sıcacık avucunda kaybolduğu zaman ben çok mutlu olurum.

Eve dönüşlerimizde, helvacı amcanın önünden geçerken mutlaka durur ve onunla tatlı tatlı sohbet eder. Sözleri bitse de sıra helvaya gelse diye sabırsızlanırım. Söz bazen o kadar uzar ki!

Tam umudumu yitirmek üzereyken dedem:
- Torunlara şuradan biraz helva tart bakalım, der. Kocaman göbeğini saklayan bembeyaz önlüğüne, ellerini siler Helvacı Cafer... Eline kocaman helva bıçağını alır, son derece düzgün, irice bir parça helva keser. Hem de cevizi bol, kırmızı olanından...

Çok keser ama az para alır. Ben az aldığını bilirim, nasıl bilirim bilmiyorum ama az alır...
- Gerisi de benden olsun...der.


BANA GELDİĞİN ZAMAN

morcivertlenen akşamda rüzgar
çiçek kokularına boyar tenimi
sen kapımı çaldığın zaman...

başka öter sanki daldaki kuş
mutluluğumu müjdeler dört bir yana
sen gözlerime baktığın zaman...

ışıl ışıldır inadına gülümseyişlerim
bahara durur gönlümün leylakları
sen ellerimi tuttuğun zaman...

sevdalı yüreğine yaslanan başım
delice çarpar TEK olur ansızın
sen beni kucakladığın zaman...

'yaşamak değil/ beni bu telaş öldürecek...'
dediği gibi şairin, inan ki o an
pürtelaş içindedir zaman...

Ayşe Tural

BEN YORULMAYI SEVİYORUM...
Baharın kokusu duyuluyor yavaştan...
Doğa yemyeşil halısını serdi bile...

Ağaçlar budandı... Dipleri açılıp gübrelendi... Yeni bir çiçekçi keşfettim bile. MİSS GARDEN...
Artık her gün ordayım...

Petunyalar askılı saksılara, kokularına bayıldığım şebboylar evin girişine sıralandı..

Pembe papatyalarım taze çiçekleriyle beni sevindirdi..

Hayat yoruldukça anlam kazanıyor galiba...

GÜNÜMÜN ŞAFAĞINDA

ansızın bir yürek çarpıntısı
bir kelebek çırpınışı
sol yanımda...

sevince durur papatyalar
gülüşün gelir
oturur gözbebeklerime...

en güzelini alırım
pembelerin
boyarım günümün şafağını...

bilirim
sesine uyanır
tüm kuşlar, böcekler...

sevdanı
sevdama eklerim
günümün şafağı olursun...

Ayşe TURAL

İNANIYORUM Kİ...

Her fotoğrafın, insanın elinin değdiği her kağıt parçasının, karalanmış her satırın yazılmış her dizenin bir hikayesi vardır... Hem de kocaman bir hikayesi...

Elbette GÖNÜL GÖZÜYLE bakmak gerek... Gönül gözüyle baktınız mı bütün renkleri görebilirsiniz... Gökkuşakları gibi hem de...

Yalnızlık

İçim titriyor içim
Yalnızlığın ayak seslerinde...
Koskocaman kente bakıyorum

O
Benden daha yalnız
Acıyorum...

Ayşe TURAL

EMEĞİN DEĞERİ...

Matbaa makinelerinin başında, saatlerce ayakta, büyük bir sabırla ortaya koydukları işlere bakıyorum. Onları seyretmek ayrı bir haz veriyor bana... Makinelerin şıkırtısına rağmen, aralarında şakalaştıklarını, gülüştüklerini duyuyorum... Onlara baktıkça mutlu oluyorum...

Masanın üzerindeki yığın gittikçe büyüyor... Çalışkan arılar gibi oradan oraya koşup her şeye yetişmeye çalışıyorlar... Alçak gönüllük ve çalışkanlık, işte bu... Emekleri dünyaya değer. Severek isteyerek çalışıyorlar. Bir iş başarmanın mutluluğu yüzlerinden okunuyor. Onlara hayran oluyorum...

Düşünüyorum da, elimize tutuşturulan bir broşüre, bir ilana şöyle bir bakar ve onu buruşturup atarız. Ne emekler verildiğini, kaç kişinin elinin değdiğini aklımıza bile getirmeyiz...

Benim için hazırladıklarını özenle sarıyorlar, bantlıyorlar. Ayrı ayrı teşekkür edip elimi uzatıyorum. Çekiniyorlar... Elleri matbaa mürekkebinden simsiyah...

Korkusuzca, sevgiyle ve kararlılıkla uzatıyorum elimi... Gülerek:
- Elinizdeki alınterinizin izi, elimi kirletmez, gurur duyun... diyorum. Beni güler yüzle uğurluyorlar...

Sizi bilmem ama ben, artık elime verilen her basılı kağıda daha dikkatle, değer vererek bakacağım. Onlara kimbilir kimlerin el emeğinin, ALIN TERİnin geçtiğini düşüneceğim...

Yalnızlığınız

güne sırtı dönük
ayçiçek misali
unutulur dünler
kanar zamanın dal uçlarında...

bir nihavend şarkıda
dibe vurur umutlar
bir çağrıda sonsuzluk düşü
yakar kavurur içini...

sen kalabalıklar içinde
yalnızlar sapağındasın
çabuk mu unutulur
ömrü talan eden sır...

Ayşe TURAL
Bu haber 60 defa okunmuştur

:

:

:

: