Rumların cesareti nereden geliyor?

Adadan Dış Bakış’ta dün Uluslararası İlişkiler alanında ülkenin en yetkin isimlerinden biri olan Doç. Dr. Hüseyin Işıksal’ı ağırladım.
Adadan Dış Bakış’ta dün Uluslararası İlişkiler alanında ülkenin en yetkin isimlerinden biri olan Doç. Dr. Hüseyin Işıksal’ı ağırladım.
Akdeniz’de Rumlarla yaşanan münhasır ekonomik bölge gerilimi konusunda belki de tehlikeyi aylar, hatta yıllar öncesinde görerek uyarmıştı.
Türk savaş gemilerinin, Rumların 3. Parsele sürdüğü araştırma gemisinin karşısına dikilmesinden çok önce yaptığı uyarıyı hatırlatarak başladı programa hoca.
Doç. Dr. Işıksal, “Münhasır ekonomik bölge, bir ülkenin kara sınırından 200 mile kadar yeraltı ve yerüstü kaynaklardaki egemenlik alanıdır. Ancak uluslararası hukuk açıdan şöyle bir durum var. O kıyıdaki bir tek ülke bile itirazda bulunursa, münhasır ekonomik bölge geçerli olamaz. Dolayısıyla şu an herkes kendi tezlerini ortaya koyuyor. Rumlar adanın çevresinin tamamen kendi egemenlik alanları olarak gördükleri için birçok bölgede Türkiye ile de çakışıyorlar. Türkiye’nin 145 bin kilometrekarelik münhasır ekonomik bölgesi, Rumlar tarafından 41 bin kilometre olarak iddia ediliyor. Gerilimin odak noktası burası” dedi.
Gerçekten de Rumların hayalindeki harita geçerli olsa, bırakın KKTC’nin münhasır ekonomik bölgesinden söz etmeyi, Mersin’nden, Antalya’dan denize girip biraz açılmak için bile Rum yönetiminden izin almayı gerektirecek.
İşin abartısı bir yana Rumlar o derecede özgüvenle tezler ileri sürüyor ki, arkasında AB ve ABD’nin olmadığını anlamak için saf olmak gerek.
Fakat Türkiye’nin hukuksal olarak haklı bir zemini olduğunu ifade eden Hüseyin Işıksal, 80 milyonluk bir ülkenin, bir milyon nüfuslu Rum kesiminden daha az bir münhasır ekonomik bölgeye sahip olamayacağını söyledi.
Rumların bu aktif politikalarına karşı Türkiye’nin en az üç adım geride olduğunu belirten Işıksal, bu anlamda yıllardır uygulanan hantal diplomasinin de aşılması gerektiğini ifade etti.
Son üç yıldır İsrail, Rum yönetimi ve Yunanistan arasında askeri tatbikatlar yapıldığını ifade eden Işıksal, “Tatbikatın konusu şu. Çıkaracakları doğalgazı engelleyen unsurları, engellemek üstüne” dedi.
Şüphesiz bu tatbikattaki hedefin Türkiye ve KKTC olduğunu anlamak için kahin olamaya gerek yok.
Yani bu Rumların doğalgaz ve petrol arama faaliyetlerinin askeri altyapısı da var.
Rumlar oldubittilerle hedeflerine tek tek ulaşmaya çalışıyor. Atılan her adım, gelen tepkinin ölçüsüne göre tartılıyor. Bu hamleler ileri götürülmeye çalışılıyor. Mağusa açıklarını kapsayan 3. Parseldeki son hamle de bunun en bariz örneğini teşkil ediyor.
Ancak Rumların 3. Parsel’e sürdüğü İtalyan Araştırma Gemisi Saipem’in karşısına dikilen, Türk savaş gemileri, pabucun pahalı olduğunu gösterdi. Artık karşılarında oldubittilere rıza gösteren bir Türkiye yok. Bu hem Doğu Akdeniz, hem Ege, hem de tüm Ortadoğu için geçerlidir.
Akdeniz’deki tüm bu gerilimin ortasında Rum Yönetimi Lideri Anastasiadis’in tutumu bize bir gerçeği daha apaçık göstermediyse bundan sonra da artık görmememize imkan yok aslında.
Kısa bir zaman dilimi içinde tekrar kurulacağı ifade edilen müzakere masasında kendilerini adanın tek sahibi olarak gören Rum yönetimi, bu anlayışını değiştirmediği sürece milim yol kat edilemez.
Dolayısıyla, “Bu ortamda Akıncı ile görüşmemiz için sebep yok” tehdidinde bulunan Rumlara, verilecek mesaj net olmalıdır.
Ama biz daha iktidarı oluşturan dört parti olarak Kıbrıs meselesinde uzlaştığımız bir cümleyi dahi hükümet programına koyamazsak, bu parçalanmışlık Rumları daha da cesaretlendirir. Bu böyle biline…



Bu haber 442 defa okunmuştur

:

:

:

: