Bunca öfke, hınç, nefret nasıl biriktirilmiş?

Afrika gazetesi önünde yaşanan olaylarla ilgili mahkeme kararı açıklandı.
Altı sanık, iki ile altı ay arasında hapis cezası aldı.



Bu saatten sonra herkese, hukuka ve yargı kararına saygı duymak düşer.



Ve yine herkes, bu tür olayların bir daha yaşanmaması için sorumlu davranmalı ve gereğini de yapmalı.



Bu olay bir örnek, bir emsaldir ve normalleştirilmemesi gerek.



Hele siyasete kurban edilerek, yargıyı sorgular noktaya getirmek, ülkenin bitişidir.



Düşünmek ve üzülmek lazım;



Bunca öfke, hınç, nefret nasıl biriktirilmiş?



Bu soru sadece bu olaylara karışanlarla ilgili değil, bu konuya taraf olan, olaylarla karışanlarla ilgili ağır cümleler kuran, bundan siyasi rant elde etmek isteyen, yargıyı baskı altına almayı deneyen, kısaca herkes bu sorunun muhatabıdır.



Öfkenin siyasete malzeme yapılması, toplumsal cinnete davetiyedir.



Özellikle sosyal medya, bu kadar nasıl kirlendi, bunca öfke, kavga ve nefret nasıl beslendi, hepsi insani davranışlar, ama ülkeyi, toplumu dalga dalga, içten içe saran, kemiren bir illet gibi büyüyor.



Bu illetin tek bir tarafı yok, taraf olan herkes bunu büyütüyor.



Bu büyük bir tehlikedir.



Her şey bir tarafa, yeni hükümet artık icraattadır.



Beklentiler çok yüksek ve sınırsız.



Elbette bunun sebepleri var.



Dörtlü koalisyona güven istenirken, bir örnek sürekli olarak gündeme getirilmişti.



Sibel Siber geçici hükümet dönemi.



Yeni hükümet, icraatın başında yeni isimler, tabi ki tecrübe ve bürokrasi bilinci zaman alacak.



Fakat aynılaşma, sıradanlaşma, bir de sadece kabullerle gündeme gelme, beklentilerde sabırsızlık ve hayal kırıklığı yaratabilir.



En çok tartışılan, seçim sürecinde gündemden düşmeyen, hatta tüm seçim stratejisinin üzerine kurulduğu “usulsüzlük, yolsuzluk” iddiaları ile ilgili son durum nedir?



Bir girişim, bir adım var mı?



Bunlar siyasetin ve siyasetçinin üzerinde kalmış kara bir leke, bir güvensizlik abidesidir.



Hükümet programında;



“Hukuksuzluk, usulsüzlük ve yolsuzluk dosyalarının hızlı şekilde sonuçlandırılması için polis ve Başsavcılık nezdinde girişimde bulunulacak. Gerekirse dokunulmazlıklar kaldırılacak.”



İddialı bir vaat, hele gerekmesi halinde dokunulmazlıklar da kaldırılacak söylemi oldukça ciddi.



İş bunlarla bitmiyor tabi.



Hatırlanacağı gibi bir referandum yaptık.



Anayasa referandumu için sandık başına gittik.



“12 Eylül Anayasası’nın kopyası olarak hazırlanan ve KKTC’de 33 yıldır yürürlükte bulunan anayasa ilk kez referandumla değiştirilmek istendi. Ancak Kıbrıslı Türkler, 21 maddelik değişikliği, ‘yeterli değil’ diyerek yüzde 62’yle reddetti.



Parlamentoda tüm siyasi partilerin oy birliğiyle kabul ettiği 21 maddelik değişiklik, 1985’de yürürlüğe giren KKTC anayasasını 29 yıl sonra değiştirmeyi amaçlıyordu.



- İdam cezası kaldırılacak
- Memurlara siyaset yasağı kalkacak.
- Milletvekillerinin dokunulmazlıkları sınırlandırılacak.
- Milletvekilleri mal beyanında bulunacak.
- Meclis Başkanı herhangi bir kavga durumunda yayın kesemeyecek.
- Milletvekillerine kürsüde konuşma sınırı getirilecek.



Milletvekillerine sadece kürsü dokunulmazlığı verilecekti.



Anayasa referandumunda oy veren seçmenin önemli bir kesimi “Yeterli değil” diyerek Anayasa değişikliğine hayır demişti.



Yani çok susadık, önümüzde yarım bardak su vardı ve biz hayır yarım bardak istemem tam isterim diyerek, suyu içmedik.



Susuzluk devam ediyor, yani “hayır” demek sorunu çözmedi.



Bugün dokunulmazlıkların kaldırılmasından, cezaevi ve oradaki çocuk suçluların ıslah edilmesi, rehabilitasyonu dâhil pek çok konu çözüm bekliyor, tartışılıyor.



Bu ülkenin bunları, böylesi ciddi, önemli ve günü değil, geleceği kurtaracak meseleleri konuşması, değiştirmesi gerek.



Artık öncesi sonrası yok, daha iyi bir yaşam için istemek ve yapmak var.
Bu haber 751 defa okunmuştur

:

:

:

: