Sevgi yaşamın anahtarıdır

İnsan, bir arada yaşayan sosyal bir varlıktır. Birinin diğerine her zaman gereksinimi vardır. Bu da zaman zaman çatışmalara yol açar. Birlikte yaşamak özveri ister...
İnsan, bir arada yaşayan sosyal bir varlıktır. Birinin diğerine her zaman gereksinimi vardır. Bu da zaman zaman çatışmalara yol açar. Birlikte yaşamak özveri ister...

Elde olmadan sık sık görüştüğümüz kişileri etkileriz. Beğenilerimizin yansımalarını onlarda görürüz. Aşırı olmamak kaydıyla iyidir; hele de olumluluk üstüneyse...

Ne var ki, yeni tanıştıklarımız için, tanıştıran tarafından yorumlar eklenir, özellikle kişilikleri hakkında... Amaç uyarıdır... Ne var ki, o zaman yeni arkadaşa önyargıyla yaklaşılır... Tanıştıranın duygu ve düşünceleri baskın çıkar...

Bu nedenle yeni tanıştığım kişiler hakkında yorum dinlemek istemem. Ben tanıyıp fikir sahibi olmalıyım, diye düşünürüm... Çünkü, o iki kişi arasındaki olay ve sonucundaki davranış biçimi beni bağlamaz...

Benzer bir olayı benle yaşasa, belki tepki o şekilde gelmeyecektir... Ön yargılarımıza çok dikkat etmeliyiz... Bence başkalarının sözleri ve gözleri bizi etkilememeli....

Aslında tüm tepkilerimiz, olayı algıladığımız biçimiyle olumsuz ya da OLUMLU diye adlandırılır...

Yüreğimiz, sevdiklerimiz karşısında GÜNEŞİ GÖREN KAR YIĞINLARI gibi erir, yumuşar...

Unutmayınız... SEVGİ, YAŞAMIN ANAHTARIDIR...

İSTER MİSİN?

zamanın çemberini
gel
birlikte çevirelim...

hayatın patikalarında
el ele kaybolalım...

sonra
bir köşe başında
yeniden bulup birbirimizi
SIKICA sarılalım
ister misin?

Ayşe TURAL

GÜNAYDIN...

Tan ağardı...
Güneş altın saçlarını yeryüzüne değdirdi değdirecek...
Guguk kuşları yeni günü müjdeleme telaşında...
Ilık bir esinti bahar kokularını taşıyor...
Çok güzel bir gün diliyorum hepimize...
Sevgiyle...

AĞLAMAYIN SİZ!
HİÇ AĞLAMAYIN!

Yürek ne kadar hassassa gönül telini titreten sesler o kadar güzel çıkar...
Ama şiir olsun ama şarkı...

Çok yıllar öncesi...
Biga Lisesi’nin orta kısmında okuyorum. Kaçıncı sınıfım bilmiyorum. Yan tarafa eklenen yeni binada müzik dersimiz var.

Kocaman pencereli, Kocabaş Çayını gören aydınlık, bembeyaz duvarlı bir oda... Çaya saçları uzatmış salkım söğütler....Pencereden görünen yeşillikler ve Balıkkkaya’nın eteğine kurulmuş Biga... Kibrit kutusu gibi evler, kırmızı damlı... Az ötede koca şadırvanlı caminin minareleri...

Müzik öğretmenimiz uzunca boylu, esmer ve zayıf... Gür siyah saçları hafifçe dalgalı... Her zaman bembeyaz gömlekler giydiğini hatırlıyorum...

Bize derste bazen keman çalardı... Hafızam beni yanıltmıyorsa adı Ferit’ti...

Hep dalgındı. Biz şarkılarımızı tekrarlarken o çooook uzaklara bakardı sanki... O zaman çözememiştim ama şimdi düşünüyorum da biraz melankolikti sanki... Belki de bir gönül yarası vardı... Kim bilir?

Bir keresinde kemanına dökülen gözyaşlarını görmüştüm. Bu beni çok etkilemişti. Onu her görüşümde, çenesine dayalı kemanı, kapalı gözleri ve yanağını sessizce ıslatan gözyaşları
aklıma gelirdi...

Çocuk aklımla yanına gidip parmağımın ucuyla ona dokunmak “ Neden ağladınız ki ? Ağlamayın siz, hiç ağlamayın olur mu? “ demek isterdim...

Ne zaman içli bir keman 🎻 sesi duysam Ferit Hocam aklıma gelir...


NEHİRLERİM SANA AKAR
ne zaman
bir kuş ötse dalında
koca çınarın
yaşamın öyküsü düşer aklıma
sen düşersin...

ne zaman
bir yaşamak düşünsem
güneşler
konuk olur bahçeme...

güzellikleri çağırınca
melekler adına
sevgiler yağar evrenime...

içimin nehirleri
durmadan
sana akar bilirim...

Ayşe TURAL

YAŞAMA SANATI

Yaşamın içinde savruluşumuz var ya hani... kendimizden geçişimiz... İşte o noktada, gündelik koşuşmacaların arasına sıkışıp kalmış anları yakalamak güzel...

Nasıl mı? Aydınlık yüzle tanımadığımız birine ' günaydın...' demek belki... Ansızın sevdiğimizi arayıp sesini duymak, delice çarpan kalbimizi dinlemek belki...

Hoşlandığımız bir şeye dokunmak... Bir çiçeği koklamak...Tadını damağımızda hissedeceğimiz bir parça çikolata yemek...

Koşarken bir an durup çevresine bakan, görmeye çalışan bir koşucu gibi... Yaşamın koşucusuyuz hepimiz...

İyiliklerin, güzelliklerin yanımızdan geçip gitmesine izin vermeden farkına varmak …Sahip olduklarımızın değerini bilmek gerek...

Unutmayınız:
SANATLARIN EN BÜYÜĞÜ YAŞAMA SANATIDIR... Hem de her şeye rağmen...

GÜNÜMÜN ŞAFAĞINDA

ansızın bir yürek çarpıntısı
bir kelebek çırpınışı
sol yanımda...

sevince durur papatyalar
gülüşün gelir
oturur gözbebeklerime...

en güzelini alırım
pembelerin
boyarım günümün şafağını...

bilirim
sesine uyanır
tüm kuşlar, böcekler...

sevdanı
sevdama eklerim
günümün şafağı olursun...

Ayşe TURAL

KADINIM BEN…

Kadın olmaktan, anne olmaktan duyduğum sonsuz haz ve gurur duygularımı sizlerle paylaşmak isterim. Dünya düzeninde, farklı coğrafyalarda alabildiğine farklı değerlendirilen KADIN OLGUSU, yüzlerce yıldır tartışılmış; tartışılmaya da devam edeceğe benzer…

Biz kadınları en çok üzen nokta da, toplumda İNSAN olarak istediğimiz değerde yerimizi alamamaktır. Genel anlamda her bireyin sahip olduğu noktalarda, erkeklerle EŞİT olarak haklarımızı kullanabilmek… Ne fazla, ne eksik…

Yasalarla bazı şeylerin belirlenmesi ne yazık ki – bizim gibi geri kalmış toplumlarda- uygulamada yeterli olmuyor. Sosyal baskılar, toplum baskısı, eş baskısı, aile baskısı, hatta iş yerinde patron ya da amir baskısı…

Saydıklarım için sabah haberlerini dinlemeniz yeterli… Sadece bir saatinizi ayırsanız anlarsınız.

Toplum sanki cinnet geçiriyor sanırsınız. Biz nerede hata yapıyoruz? Yetiştirdiğimiz oğullarımız gün geliyor, adeta canavara dönüşüyor.

EĞİTİM işlevini yitirdi mi? Biz ailede neleri anlatamıyoruz, nasıl kötü rol modellerle bu hale düşüyoruz?

Gitgide CEHALET sanki daha fazla yakamıza yapışıyor. Bildiklerimizi umursamıyoruz, BENCİL, KÜSTAH ve SALDIRGAN davranmayı marifet sayıyoruz…
Böyle olmayanlar, kendilerini bu halkanın dışına koysunlar ve alınmasınlar… Acaba medyanın olumsuz örnekleri saatlerce, günlerce tekrarı da zaten YARIM AKILLILAR’ın işine mi geliyor? Hani derler ya aklı olmayanlar, olumsuzlukları örnek alır.

Beni endişelendiren gün geçtikçe artan sayılarda olayların tırmanması… Birileri (sosyolog, psikolog, toplumbilimci…) çıkıp toplumun kanayan bu yarasına, kangren olmadan çare üretmezse vay halimize…


YÜREĞİME DOKUN
bu gece
bütün yıldızlarınla gel
ışıklandır dünyamı
şiirime dokun
çiçeklensin dallarım...

sen orada
evrenin varoluşundan beri
senin olan yerdesin...
elin tenime dokundu
ışıklandı çiçeklenmelerim...

yüreğime dokunursan
filize duracak akasyalar
kararan yıldızlarıma
ışığını verecek ay...

dinle bak
sevdamız
kök salıyor
senin ağzın ışık bitkisi
şarkımsa köklerinde dolanır...

Ayşe TURAL

HER YENİ AŞK...

Bir başka ŞEHRE, bir başka ÜLKEYE gitmek gibidir.
Yeni bir EVE taşınmak gibidir mesela...
Ya da bir MEVSİMden diğerine geçmektir.
Bu nedenle başlangıçta yadırganır...
Olsun...

İşin doğrusu:
AŞKIN YAĞMURUNDA ISLANMAYI HAK ETMEK GEREKİR...

KADIN

Yılma
Sakın vazgeçme
Gözlerin gibi gönlün
Hep uzakları hedeflesin...

Bil ki sen
Gücünle
Becerinle
Sabrınla
Her şeyin en güzeline layıksın...

Zamana diren
O seni yıkmaya çalışsa da
Ulu çınarlar gibi es
Gölgende yeni fidanlar yetişsin...

Bil ki sen
Mangal yüreğinle
Vazgeçilmezsin....

AYŞE TURAL

AŞK,
SAATİN KAÇ OLDUĞUNU BİLMEK VE ALDIRMAMAKTIR...

Aşkın ya da hoşlanmanın, karşılaşmanın ilk üç dakikasında gerçekleştiği savunuluyor... Bilmiyorum... Olabilir elbette...

O an beyin buna karar veriyormuş. Sıklıkla olan da; ya bir GÜLÜMSEYİŞ ya tatlı bir BAKIŞ ya da farklı bir TAVIR...
Kısacası o anki ruh halimize uyan bir gösterge...

Bence en önemli etken kalbinizin boş olması... Çiçek ekecekseniz saksınız boş ve hazır olmalı değil mi? Elbette harmoniden (!) hoşlananlar da olabilir. Onlar konumuz dışı...

Gelelim saate... Aşıkların ZAMAN kavramı diye bir şeyi olamaz... Geceler gündüzlere karışır. Öyle bir karışır ki feleğiniz şaşar... Aslında bu bir kendinden geçiştir... Hissedilen tatlı duyguların yanında zamanın ne önemi olur ki!

Fuzuli: ' Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabib...' der ya... Seven ilaç aramaz ki... Aşkı arar... O büyünün peşinden koşar...
Olsun...
Olsun da yeter ki AŞK OLSUN...


ÇIĞLIK

bir çığlık
yırtar karanlıkları...
bulutlar çekilir gözlerden
çam testilere
üflenir ruhlar...

yer sevinçle filizlenir
tamamlanır yaradılış...

nehrin ışığı gibi
gider küçük çocuklar
çıplaklığa sataşır...

Ayşe TURAL

BÜYÜMEK...

Büyümek, bedensel olduğu kadar ruhsal yönden de büyümektir: Anlamak, kavramak, fark etmek...

Dünkü aklımızı beğenmeyiz çoğu zaman. Bugünkü kararlarımız, yarın önemini belki de yitirecektir. Ne yazık ki, her şeyin hızla değiştiği değerler dünyasında yaşıyoruz.

Bireysellikten kurtulmak, kişisel bencilliklerimizden vaz geçmek durumundayız. Uygar dünyada yer alabilmenin başka yolu yok...

Bunun için de bol bol okumak, anlamak ve anlatmaya çalışmak gerek diye düşünenlerdenim...

BENİ ANLA

bütün 'hoşça kal' larımda
çınar serinliği vardır bilesin...

ateşböcekleri ordusu geçerken
sevince durur yüreğim...

gökyüzünü alıp gergefinden
bir genç kızın
sererim ayaklarına...

saksıda fesleğenler
baygın kokusunu salarken akşama
bir ince yel eser
alır götürür sözlerimi
yabancı bir kente...

gelir güneş
su içer gözlerimden...

deniz damlası
süzülür yanaklarıma...

sorusunu geri alan
yalnızca bir işaretim işte...
Mısır yazısı gibi...

Beni anla...

Ayşe TURAL

KAHVE KİMİNLE İÇİLİR?

İyi dostlar, güzel arkadaşlar seçebilmişsek, yaşamımızda daha bir güven içinde yaşarız. Hayatı paylaşmak adına, güzel zamanlarımızı onlarla geçiririz.

Biliyorsunuz, kahvenin bizim hayatımızdaki önemi çok büyük. Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırının olması herhalde bu yüzdendir.

Kahve içeceksek, o an değil bir gün öncesinden, hangi arkadaşımızda içeceğimize karar veririz. Elbette içilecek kahve değildir belirlenen.

Hangi dostunuzla o zaman dilimini paylaşacağınızdır… Dostlarım, sevdiklerim iyi ki hayatımda varsınız.

Ben sizlerle bir anlam kazanıyorum. Sizlerle değerleniyorum.

HOŞÇA KAL ERIK AĞACI

bebeklerimi
dallarına astım
iyi uyut erik ağacı...

çiçeklerin
çocuk hayallerimde kaldı
gölgesinde ortancalar...

çığlıklarımı geri ver
ne olursun!
saklambaçlarım
kovuklarında saklı..

ben artık büyümüşüm
oyunlarım sende kaldı
sen de artık çürümüşsün
hoşça kal, erik ağacı...

Ayşe TURAL

ÖĞRENME VE YARATMA ZEVKİ

Öğrenmekten ve yeni bir şeyler yaratmaktan büyük haz duyan insanlara sonsuz saygı duyarım. Pek sık olmasa da zaman zaman karşılaşırız böyle kişilerle... Bizi şaşkına çevirirler...

Hemen her konuda bilgileri vardır. Genel kültürleri inanılmaz boyuttadır. Kendi dallarında da tam bir bilgi birikimine, yaratıcılığa ve beceriye sahiptirler...

Bunu yeterli bulmayanlar daha üst seviyelerde ya meslekleriyle ilgili ya da ilgi alanlarıyla ilgili araştırmalar yaparlar... Yaratıcılıklarının sonu yok gibidir... Ortaya inanılmaz fikirler ve icatlar çıkar...

Böyle kişiler olmasaydı, dünün telefonu, treni, ampulü; bugünün bilgisayarları, cep telefonları, uzay araçları bulunamazdı...

Lütfen daha küçük yaşlardan başlayarak, çocuklarımıza ilgi alanları bulmalı, seçmelerine izin verip desteklemeliyiz..

Bu haber 213 defa okunmuştur

:

:

:

: