Akkuyu’nun derdi Rumları niye gerdi

Türkiye’nin Rusya ile birlikte Mersin Akkuyu’da 20 milyar dolarlık bir yatırımla inşa ettiği nükleer santral, bölgedeki enerji denklemini değiştirecek bir ağırlığa sahip.
Türkiye’nin Rusya ile birlikte Mersin Akkuyu’da 20 milyar dolarlık bir yatırımla inşa ettiği nükleer santral, bölgedeki enerji denklemini değiştirecek bir ağırlığa sahip.
2023’te faaliyete geçecek nükleer santralin tek başına Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacağı ifade ediliyor.
Bu gerçekten de çok büyük bir rakam.
Enerjide bu büyük ihtiyacı karşılayacak Akkuyu Nükleer Santrali, Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını daha da artıracaktır.
Elbette bu ağırlık Türkiye karşıtları tarafından endişeyle izleniyor.
Mersin Akkuyu’daki bu nükleer hamleye ilk tepki nereden gelecek diye bakarken, ilk ses her zaman olduğu gibi Rum yönetiminden geldi.
Elbette bu bizler için sürpriz olmadı.
Rum basınında Akkuyu’da nükleer santral inşa edilmesinin Anastasiadis yönetiminde yoğun endişeye neden olduğu ve Rum Yönetimi’nin santralin inşasının engellenmesi için diplomatik yollar aramakta olduğu belirtildi.
Rum Hükümet Sözcüsü Prodromos Prodsomu, Akkuyu’da nükleer santral inşa edilmesinin engellenmesi için gerekli bütün itiraz ve girişimlerde bulunacaklarını söyledi.
Rumların böyle bir gücü var mı?
Bundan emin değilim. Belki kendi kamuoyuna hoş gelen bu söylem, Rum yönetimine ülke içinde puan toplatıyor olabilir.
Ama dışarıdan bakınca bu açıklama hayli komik duruyor, onu mutlaka söylemeliyim.
Rumlara göre Akkuyu Nükleer Santrali’nde olası bir arıza, Türkiye topraklarından daha çok Kıbrıs’ı etkilermiş!
Daha doğrusu nükleer santrale karşı çıkış gerekçelerini daha çok güvenlik boyutunda dile getiriyorlar.
Avrupa Parlamentosu’nun, bölgenin sismolojik açıdan hassas bir bölge olmasından ötürü, santralin inşa planlarını durdurması çağrısında bulunduğunu ama Türkiye’nin bunu dikkate almadığını söylüyorlar.
Oysa dünyada ABD, Fransa, Japonya, Kanada, Rusya, Hindistan, Çin, İran’ın da aralarında bulunduğu 31 ülkede nükleer santral var. 14 ülkede 68 nükleer reaktörün inşaatı ise devam ediyor.
Merak ediyorum acaba Rum yönetimi, dünyadaki bu ülkeler için de aynı hassasiyeti gösteriyor mu?
Yoksa bu güce sahip ülkelerin ekonomik büyümedeki farklılığı mı Güney’i endişelendiriyor.
Sadece çevreci bir anlayışla eğer nükleer santrale karşı çıkılıyorsa, Avrupa’nın ortasındaki Fransa neden elektrik üretiminin yüzde 78’ini nükleer santrallerden karşılıyor?
İngiltere neden var olan nükleer santrallere ilave olarak 2025’e kadar sekiz yeni nükleer santral sahası belirledi?
Bunların hepsini alt alta koyduğumuzda Rum yönetiminin tavrının sadece çevreci bir kaygı olmadığı çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor.
Üzücü olan buradaki bazı sözde sivil toplum örgütlerinin de bu koroya katılarak, nükleer santrale karşı bir duruş sergilemesidir.
Türkiye 2023’e hızla, emin adımlarla koşuyor. Fakat bu koşuda ayağına vurulan prangalar var. Enerji sorunu bunların başında geliyor.
Türkiye’nin ayağına vurulan prangaların kilidini açacak, anavatanın enerji ihtiyacını karşılayacak bu tür hamleler, rakiplerini endişelendiriyor.
O yüzden başta Akkuyu Nükleer Santrali olmak üzere Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerini de içeren adımlar, Türkiye’nin güçlenmesinden korkanları tedirgin ediyor.
Akkuyu’nun derdi, Rumları neden gerdi?
Bu sorunun cevabı gayet basit.
TV’lerde sıkça gösterilen reklam filminde söylendiği gibi…
Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz!..
Bu haber 144 defa okunmuştur

:

:

:

: