Bana kızmayın ne olur!

Yaşamın içinde binbir olumsuzluk varken, siz durmadan güzellik, mutluluk ve iyimserlikten söz ederseniz; size öfkelenirler. Pes doğrusu!... Bu kadar da olmaz, derler... Desinler....
Yaşamın içinde binbir olumsuzluk varken, siz durmadan güzellik, mutluluk ve iyimserlikten söz ederseniz; size öfkelenirler. Pes doğrusu!... Bu kadar da olmaz, derler... Desinler....

Bu kadar yaşam deneyimimden sonra, anladım ki, gerçekten olumsuz düşünceler diğer olumsuz düşünceleri çağırıyor; adeta birbirini çekiyor... Bunları bizzat gördüm, yaşadım.

Bu konuda bir dizi örnek verebilirim size... Shad Helmstetter, Bizi Biz Yapan Seçimlerimiz isimli kitabın 170. Sayfasında “ Şikayet etmemeyi seçebilirsiniz” der. Olaylar ve durumlar karşısında durmadan yakınan insanlara rastlarsınız.

Bitmek bilmeyen yakınmalarını dinlemek insanı sıkar. Bu yakınmayı nasıl bir tercihe dönüştürebiliriz? Yazar, yakınma için boşa geçen zamanı, verimli bir başka zaman dilimine dönüştürebileceğimizi anlatır. Yakınma sonucunda bir şeyler düzelmez. Aksine sinirlerimiz bozulur.

O durumu ya da olayı kabullenmek, üstünde durmamak; en iyisi bakışlarımızı başka yana çevirmek iyi bir yol olabilir. Denemek, her zaman mantıklı bir yoldur. Olumlu eylemlere adım atmak, olumsuzlukları ortadan kaldıracaktır...



GÖKYÜZÜ

bugün
portakal rengi güneş
pamuk şekeri bulutlar
mavinin en derini
yeşilin en acarı...

şaşırdı gökyüzü
çıldırtmaya niyetli beni
deli gömleği giydirirler adama
şıkır şıkır oynarsam...

Ayşe TURAL


ALIR MISINIZ? ( bir anı)

Rüzgarlı bir gün... Hava sıcak ama... İnsanı serseme çeviriyor. Yine toz bulutu uyarısı var...

Yoldayım. Caddeler artık günün her saati kalabalık... Trafik de öyle... Kuaföre gidiyorum. Tam kavşağa yaklaşırken rüzgarın etkisiyle yola savrulmuş bir kutu duruyor önümde... Belli ki yandaki bir mağazanın çöpü...

Bakıyorum genç bir adam kapı önünde sigara içiyor. Trafiğin yavaşlamasını fırsat bilerek:
- Şu kutuyu alır mısınız? İnsanı korkutuyor... diyorum.

Dikiz aynasından da alacak mı, diye kontrol ediyorum...
Serde öğretmenlik var... Gerçekten alıyor...

El sallıyorum, teşekkür anlamında...
Teşekkürler genç...
İyi ki varsın...

BAHAR
önce
kokun geliyor
sen geliyorsun...

kapıda bahar
o da seninle
dalıveriyor içeri...

Ayşe TURAL

YAŞAMIN RENKLERİNDE BULUŞMAK…

Ne zaman renklendirmeyi öğrendik yaşamımızı… Kendi adıma söylemem gerekirse, sanırım çok küçük yaşlarıma kadar gidiyor bu farkındalık... Anılarıma bakıyorum...

Büyükannemin bahçedeki mor zambakları suladığı zamanlar olabilir; yahut dedemin marangoz tezgahından dökülen, mis gibi reçine kokulu talaşları toplarken de olabilir. Annemin kuru fasulye kaynayan tencerenin kapağını kaldırdığı anda evi saran yemek kokusunda belki…

Yağan karı minik avuçlarımla tutmaya çalıştığım ama eriyiverdiklerinde dudaklarımın büküldüğü zaman… Kelebek yakalamak isterken elime batan dikenin acısı… Bilmiyorum… Bu gün de hayatıma renkleri davet etmekten vazgeçmiş değilim...

Aslında renkleri davet ettikçe insan, HAYATI RENKLENİYOR...

YENİ BİR HİKAYE...

Yeni bir hikayeye başlasam diyorum... Öyle bir hikaye işte...
Ama naftalin kokmasın...

Mesela NİSAN koksun...
Bir nisan sabahı gibi koksun...
Hoş olmaz mı?

Ayşe TURAL

SIRF BİRİSİ BİZE İYİ GECELER...

'Sırf birisi bize iyi geceler demediği için, bir türlü geçmeyen gecelerimiz vardır.' demiş PABLO NERUDA

Öyle midir gerçekten? Kesinlikle öyledir... Geceler bizi daha duygusal ve hassas yapan zaman dilimidir çünkü... Sevdiğimiz bir ses, özlediğimiz bir yürek bunu en sıcacık sesiyle söylesin isteriz... Bizim onu düşündüğümüz kadar o da bizi özlesin isteriz... Onu düşünerek uykuya dalmak, gülümseyerek başımızı yastığa koymak bizi en güzel rüyalarda dolaştırır da ondan...

Aşkın tanımını soranlara zaman zaman şöyle derim. Uykuya dalmadan önce, en SON düşündüğünüz; gözünüzü açmadan aklınıza İLK düşen her kimse işte o AŞKINIZdır...

Biz KADINLAR kulaklarımızla severiz... Galiba biraz duygu açıyızdır... Durmadan ' Seni seviyorum... seni çoook seviyorum...' ların tekrarını isteriz...

ERKEKLER de gözleriyle sever, derler... Onlar görsel yapıdadırlar çünkü... Gözlerine hitap edeni daha kolay algılayıp severler... Daha mantıksal olduklarından belki... Güzel kadınlardan gözlerini ayıramamaları bundandır, diye düşünüyorum...

Haydi telefona sarılın ve sevdiğinize ' SENİ SEVİYORUM... İYİ GECELER ...' diye fısıldayın...

YENİDEN YAŞAMAK...

Bir sokağı yaşamak mesela...
Ya da tepeden tırnağa çiçek açmış
bir ERİK ağacını yaşamak...

Bir şehri solumak belki...
Bir semti sevmek...
Hoş olmaz mı?
Bir kelebek kanadında uçmak...
Bir kaplumbağa sırtında keşfetmek dünyayı...

Bir aşkı mesela...
Bir aşkı yaşamak...

Tutmak elinden sımsıcacık...
CAN yangını saatler...
Haydi, elinizi çabuk tutun...
Hayat sizi buruşturup bir kenara fırlatmadan...

Ayşe TURAL

KİMİNLE BİRLİKTEYSEK...

Okuduklarımdan ve hayattan öğrendiklerimden yola çıkarak şöyle düşünüyorum:

Yaşam ve ilişkiler alabildiğine karmaşık ya da olabildiğince yalın... Aslında onu karmaşıklaştıran yine biziz, diye düşünenlerdenim ben...

Hayatımıza kıyısından köşesinden adım atan ya da balıklama dalıverenler bizi serseme çeviriyor... Farkına varıncaya kadar atı alan Üsküdar'ı geçmiş oluyor... Yani olanlar oluyor... O, bizi değiştiriyor...

Yakınmıyorum, sadece gözünüzü açmak istiyorum. Hayatımıza kim girerse o, bizi derinden etkiliyor, çarpılıyoruz yani... En babayiğitlerimiz bile kendi payına düşeni alıyor...

O kişiye göre şekilleniyoruz... Özelliklerimiz çoğalıyor. Karşımızdaki zeki, esprili ya da şakacıysa o yönümüz gelişiyor... Başarılı, hırslı ve mantıklıysa onun gibi düşünmeye başlıyoruz...

Karşımızdakiyle dans ederken (hayatı paylaşırken) adımlarımız ona uyuyor... Uyumlu dans etmenin kuralı da bu olsa gerek değil mi?

Ayşe TURAL

KAPILAR

kapılar açmalıyım
gecelerden gündüzlere
kocaman kapılar...

kapılar açmalıyım
gözlerden gözlere
çıkarsız, yalansız...

ve...
kapılar açmalıyım
gönüllerden gönüllere
aydınlık, sevgi dolu...

Ayşe TURAL

YAŞAMA SORGULAMA

Önce çocukluğum gitti
Kayıp kente
Bİr kırlangıç kanadında
Kocaman açılmış çocuk gözlerimden...

Ardından
Beklemedi yeni yetmelik
İsyanları oynadı
Başkaldırısında dramlar...

Var-yoklar uzandı zamanlara
İçiçe geçti yalnızlıklar...

'Ben ben miyim? ..' ler sorgusunda
Yaşamın merdiveninde
Yaz çıkışları sıcacık...

İçimi ısıtır gülüşler
Yaşamın döngüsü kısır...

Gene de
Sırtımı dönemem yalnızlıklara...
İçimde hüzünleri oyar.

Yaprak dökümü olmasın ne olur! ...
Güz sonu yağmurları bunlar
Solan sararan bahçeler...

Kışı başlar yaşamın
Göçe hazırlanır alıcı kuşlar...

Göz pınarlarım kurur ağlamaktan
Bırakıp gidemem yalnızlığımı...

Ayşe TURAL

GERÇEK DOSTLAR...

Biliyorum sizler de tıpkı benim gibi düşünüyorsunuz. Eski dostlarınız, leb demeden leblebiyi anlayan cinstendirler. Neden mi? Çünkü onlar sizi, siz de onları yıllardır iyice tanımışsınızdır. Yerlerini asla, kimse alamaz...

Bazen kalabalık gruplar içinde bile bakışarak anlaşırsınız. Aklından geçenleri okursunuz adeta... Söze aynı cümlelerle başladığınız bile olur... Eliniz telefona uzanır, bakarsınız sizden önce davranmış... Alo, derken sevinçten içiniz titrer...
Dostluklar, gerçek dostluklar tamı tamına bu tarifime uyar. Bu nedenle vazgeçilmezdirler.

Bizler, gerçek dostlukları tanıdık gençler! Sizler de bizim gibi sağlam dostluklar, kalıcı gönüldaşlar bulabilecek misiniz?... Aynı yola baş koyacak yoldaşlar bulabilecek misiniz? Sırlarınızı gönül rahatlığı ile paylaşabileceğiniz dostlar ediniyor musunuz?

Sevgiyle, dostlukla kalın efendim...

Ayşe TURAL

AZ ÖNCE
'Seni seviyorum...' demeden önce
az önce
kulak vermeliyim yüreğime
vuruşları ne kadar gerçek
ve
ne kadar güçlü diye...

gözlerine bakmadan önce
az önce
kirpiklerim titremeli bakışlarından...

ellerim ellerine değmeden
değmeden önce
avuçlarının sıcaklığını hissetmeliyim...

öpüşlerine uzanmadan önce
az önce
duraksamalıyım, beklemeliyim...
kor alev yanıyorsa içim
delice çarpıyorsa kalbim
susuzluktan çatlıyorsa dudaklarım...
öyleyse gerçekten
SENİ SEVİYORUM....

Ayşe TURAL

AŞK İNCELİKTİR, KORUMAKTIR, SORUMLULUKTUR...

Aşk, kalbin başlangıç tarihi gibi bir şey bence... Hani nasıl milat, tarihin başlangıcı sayılıyorsa... Aynen öyle...

Aşık olmadan önceki siz ve sonraki siz... Üstelik AŞK, hiç ummadığınız, hiç beklemediğiniz anda pat! diye karşınıza çıkıveriyor... Hem de son derece savunmasız olduğunuz bir anda... Belki de onun için daha kolay etkileniyorsunuzdur kimbilir?

Öyle bir büyü, öyle bir çekim gücü... Önceden düşündüğünüz ya da kafanızda tasarladığınız tipe uymayan, bambaşka birine aşık oluveriyorsunuz... MANTIK mı çoktaaaan devre dışı...

Mutlu bir hafta sonu diliyorum sizlere...

Bu haber 150 defa okunmuştur

:

:

:

: