En zoru, kendini ispatlamaya çalışmak

Biraz da, yaşadığımız koşullar bu noktaya getirdi. Her daim, her dönem, her konjonktürde kendimizi ispatlamaya çalıştık.
Biraz da, yaşadığımız koşullar bu noktaya getirdi.
Her daim, her dönem, her konjonktürde kendimizi ispatlamaya çalıştık.
Bu çaba devam ediyor.
Ne kadar Türk'üz, ne kadar milliyetçiyiz, ne kadar şükrancıyız.
Bizimle ilgili cümleler çoğu zaman 'ama biz sizi' diye başladı.
Dönemler değişti, bu sorgulama ve gösterdiğimiz çaba değişmedi.
Kendi içinde de yıllardır değişmeyen bir çaba var.
Hangi partili olduğunu gösterme çabası.
O parti için neler yaptın, nerede bayrak salladın, sandıkta, kime oy verdiğini göstermek için pusulayı resimleyen insanlar var hala.
Toplumsal olarak devam eden;
Maneviyat, köken, vatan kavramları, halen sorgulandığımız konular.
Hala daha aynı, hala daha bitmeyen, birine bir şeyler ispatlamanın çabası.
Oysa budur, özü de, sözü de, yaşamı da, kavgası da budur.
Ve ispatlanacak bir şey yoktur aslında.
Sürekli bu baskı altında olmak, bununla yaşamak, en başta kendine güveni zedeliyor.
İspat baskısı yaşayan, kendine güvenini kaybeden, kişiler veya toplumlar sağlıklı iletişim kuramaz, ne istediğini anlatamaz, konuşamaz, tartışamaz, ikna edemez.
Sadece boyun eğer, susar, kendi doğrusunu, kendisi bulamaz.
Kendi dışında herkesi, her konuda suçlar, sorumluluk almaz, sorumluluğu, olumsuzlukları başkalarında arar, bu kendini rahatlatma yöntemi olur.
'Kıbrıs'ta 110 bin Türk, Rum vatandaşı oldu'.
Böyle bir haber yapıldı.
Türkiye de 'basın özgürlüğünü' mevcut iktidara biat olarak ispatlamaya çalışan, Kıbrıs Cumhuriyetini, Kıbrıslı Türklerin burada ki haklarını, Türkiye'nin adaya nasıl geldiğini, adanın genelinde garantörlük hakkını nasıl, hangi anlaşmalarla ve kimlerin burada olmasından dolayı kazandığını bilmeyen gazetelerde yapılan bir haberdi bu.
Bunu değere alıp, tepki gösteren, eleştiren, yazanlar oldu.
Oysa hiç gereği yok, ispatlamaya çalışan onlar, ispat sorunu ve zorunluluğu olmayanlar ise burada yaşayan insanlar.
Dedim ya, hep birilerine ispatlamaya çalıştıklarımızla yaşıyoruz.
Zaman, zaman Kıbrıs sorunu ve müzakere süreçlerinde de böyle bir tutum yaşanıyor.
Konunun geldiği nokta ve zorladığı sonuç şudur;
Kıbrıslı Türkler, umutsuz, mutsuz, beklentisiz, yarına dair belirsiz, nereye dönse hep ispat baskısı.
Kıbrıs için mevcut tablo da bu ispatın ilk adımını Rum toplumu ve siyasi erki atmalı.
Adı ne olursa olsun bir çözüm istencinin ispatlanması.
Söz sahibi güçler, bir zaman sınırı ve sonuçlarını ortaya koyacaklarını ispatlamalı.
Cumhurbaşkanı Akıncı, 'yol ayırımı' söyleminin sebeplerini ve kendini ispata çalışıyor;
'Kıbrıs sorununda artık bir yol ayrımında olduğumuz gerçeğini ifade etmiş olmamdan dolayı çeşitli eleştiriler yapılmakta olduğunu gözlemlemekteyim. Geçmekte olan zamanın adanın bölünmüşlüğünü pekiştirdiğini ve çözüme ulaşmanın daha da zor hale geldiğini görmeyen bilmeyen kalmamıştır.
Daha birkaç gün önce, bir Kıbrıslı Rum parti başkanı 'böyle giderse iki üç yıl içinde kalıcı bölünme gerçekleşecek' derken, Rum müzakereci de 'uzatmaları oynuyoruz' diye konuşmuştur. Bu durum, ben başka bir yola saptığım için olmamıştır.
Ne yazık ki Kıbrıs Türk tarafının çözüm için gösterdiği çok büyük çabanın gerekli karşılığı görmemesinden dolayı bu noktaya varılmıştır'.
İlk defa toprak, harita, asker, garantörlük konuşulmuş bir süreç.
Artık konuşulacak bir şeyin kalmadığı, her gün için zorlaşan, yerleşen bir statüko ile eskiyen bir sorunda ispatlanması gereken iyi niyet ve irade kaldı.
Sonuç olarak, hayatımızı birilerine ispatlar yapmakla geçiyor.
Kaybedilen, özgüven, zaman, enerji ve hayatın, Kıbrıs'ın güzellikleri oluyor.


Bu haber 427 defa okunmuştur

:

:

:

: