Rekabet edebilirlik, hibe programı, ek mesaiyi veren mi suçlu, alan mı?

Geçen hafta ekonomi ağırlıklı bir gündem oluştu. 'Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi tarafından düzenlenen 'Hibe Programlarının KKTC Ekonomisine Etki Analizi' toplantısından;
Geçen hafta ekonomi ağırlıklı bir gündem oluştu.
'Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi tarafından düzenlenen 'Hibe Programlarının KKTC Ekonomisine Etki Analizi' toplantısından;
2011-16 döneminde hibe programlarınca desteklenerek gerçekleşen yatırımların toplamı 87,9 milyon TL olurken, 39,7 milyon TL'si sanayi, 25,3 milyon TL'si tarım ve 22,9 milyon TL'si turizm sektörlerinde ortaya çıktı.
Bu yatırımların yarısı olan 44 milyon TL Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilirken diğer yarısında yatırımcının öz sermayesi kullanıldı.
Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Derya Kanbay, 2010 sonrasında KKTC'ye aktarılan kaynağın bütçe açığına katkıdan altyapı ve reel sektöre kaydırılmaya başlandığını söyledi.'
Anlatılanlar, KKTC ekonomisi ve özel sektör için önemli katkılar.
Ciddi kaynaklar, yatırımlar ve maddi değerler konuşuluyor.
Bu çalışmalarla 3 değişik ve önemli sektöre katkı yapıldı.
Üretkenlik ön plana alındı, 88 milyon Tl karşılığında yaklaşık bin kişiye direk olarak, genel olarak ise dört kişilik bir aileyi düşündüğünüzde, yaklaşık dört bin kişiye iş ve ekmek kapısı sağlanmış.
Tabi diğer sektörlere nasıl yansıdı, genele ne sağlandı, bunlar da bilinmesi gerekenler.
Geçtiğimiz günlerde, Kıbrıs Türk Ticaret Odası yönetimi ile başta 'Rekabet Edebilirlik Raporu' ve ülkenin genel durumunu konuştuk.
Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz, Mustafa Besim, Kamil Sertoğlu, Vargın Varer ve Mehmet Eziç'le özel sektör, ülke ekonomisi ve elbette kamudaki sıkıntılar, bürokrasi, kamu kaynaklarının etkin kullanılmaması ön plana çıkan konular oldu.
Bunlar yanında, genel durumu özetleyen cümle şu oldu;
'On yıldır aynı konuları konuşuyoruz'.
İstenilen noktaya, irade ve cesaret götürecek.
Nereden başlamalı, neşter isteyen çok yara var.
Daha önceleri de yazdım;
'KKTC'de personel sayısının sürekli artmasına rağmen ek mesai ödemelerinde her hangi bir azalma söz konusu değildir. 2013 yılında 57 Milyon TL olarak gerçekleşen ek mesai ödemeleri, istihdamın ek mesaiyi azaltacak şekilde yapılmadığı ve/veya ek mesai ödemesinin müktesep hak olarak yapıldığının göstergesidir.'
2013 yılında 57 milyon, 2016 yılı sonuna kadar 85 milyon, bu gidişle 2017 yılı herhalde 90 milyonu bulur.'
2017 yılı için öngörüm yanlış olmuş.
90 milyon olur demişim, ama 120 milyon olmuş.
Elektrik kurumu da benzer bir konuyla tartışılıyor.
Bir şöför 14 bin TL ek mesai alıyormuş, maaşına ek olarak.
Bir yandan hibeler, teşvikler, milyon TL'ler konuşuluyor, bir yanda özellikle kamusal alanda israfla anılan ciddi maddi kaynaklar.
Ülkenin altyapı yatırımlarına ve özel sektöre aktarılması gereken kaynaklar, bir yerde kamuda maaş ve ek mesai ödemelerine gidiyor.
Çalışanla veya ek mesai alanla, ya da yasal hakkını isteyenlerle bir sorunum yok.
Hiç farketmez, çalışan şoför, memur, hemşire, polis görevi ne isterse olsun, bu paraları kasayı açıp almıyor.
Bir haktan dolayı, bu paraları almaya hakkı doğuyor.
İşte çarpıklı burada, kötü yönetimlerde popülizmde, siyasi çıkar için devlet sömürülmesinde.
Mesele kim, nerede, nasıl dur diyecek?
Yine mesele, en baştakileri kim ne zaman gündeme getirecek.
İş adamları, Bakanlar, Başbakanlar, sermaye ile ilgili konuşulan, iddia edilen, kapatılan, unutulan 'mesele yoktur' denerek dürülen defterleri kim açmaya cesaret edecek?
Tabi ki ek mesai konusu önemlidir, ama milyon dolarlık iddiaların olduğu bu ülkede devede kulaktır.
Etkin, ekonomik, şeffaf, özerk, siyasetten arınmış, kamu ve ülkeyi genel olarak devlet otoritesi ile yönetecek siyasi yapı nasıl kurulacak?
Kısacası ya günü kurtaracağız, ya geleceği.


Bu haber 572 defa okunmuştur

:

:

:

: