49 yıldır aklın yolunu bulamadık

Kıbrıs müzakere süreci 49 yıldır ara ara devam ediyor. Bildiğiniz üzere bu 49 yılda ortaya bir çözüm çıkmış değildir.
Kıbrıs müzakere süreci 49 yıldır ara ara devam ediyor.
Bildiğiniz üzere bu 49 yılda ortaya bir çözüm çıkmış değildir.
Her seferinde, her denemede büyük hayal kırıklıkları yaşadık Kıbrıs Türk Toplumu olarak.
En azından hatırı sayılır bir çoğunluk bu duyguları yaşadı.
Elbette koca bir ömürü içine alan 49 yıl da bir sonuca varılmayan müzakere süreçlerinin nedenleri vardı.
Bu nedenlerin arasında da her iki halkın ortak paydalara odaklanamaması yatıyordu.
Peki buna engel neydi?
Önceliklerin farklı olmasıydı.
Derin bir algı farkı her müzakere döneminde karşımıza çıktı her iki halk adına da.
Ve bunun yanında konulara bakış açıları ve hatta sonuca ulaştığı söylenen başlıklarda dahi algı farklılıkları vardı.
Bir tarafın güvenlik endişesi,diğer taraf için tehdit olarak algılandı.
Bir tarafın siyasi eşitlik talebi diğer tarafın egemenlik gasbı olarak nitelendirildi.
Ve bir taraf ısrarla Kıbrıs’ta tek egemen halk olduğuna inandı, inandırıldı.
Rum – Yunan ittifakı Kıbrıs için “enosis” temelinden ve hayalinden bir türlü vazgeçemedi.
Diyeceksiniz ki Türk tarafının da Türkiye ile benzeri bir durumu yok mu?
Elbette var.
Fakat bir farkla.
Kıbrıslı Türkler buna rağmen adada çözüm için güçlü bir iradeyi ortaya koyabilmişlerdir, ki bunda Türkiye’nin de büyük payı vardır.
Ve nitekim bugün de bu iradenin arkasında durmaktadır Kıbrıslı Türkler.
Lakin Güney Kıbrıs böyle mi?
Maalesef değil.
Kaldı ki müzakere süreçlerinde Rum kamuoyunun Kıbrıs’ta yönetimi paylaşım sürecine dair olan isteksiz tavrı çok net olarak hissedildi.
Peki ama neden?
Çünkü Kıbrıs Rum kamuoyu ve özellikle genç kuşak bu vakte kadar siyasetçiler tarafından Ada’da “iki kesimli federal” çözümü kabul yönünde bilinçlendirilmemiş ve teşvik edilmemiştir. Bu gerçeğin görülebilmesi için müzakere sürecinin sadece son 10 yıllık dönemine göz atılması bile yeterlidir. Rum liderler, zaman zaman Makarios’un 1977’de Denktaş’la Kıbrıs sorununun çözümü için “federasyon” şekli üzerinde mutabakata varmış olmasını dahi eleştiren demeçler vermişlerdir. Hristofyas çeşitli vesilelerle “federasyon formülü Makarios’un verdiği acı bir tavizdir” sözünü tekrarlamıştır. Anastasiadis de bir konuşmasında, müzakerelerin “iki kesimli ve iki toplumlu federasyon” hedefini “ıstırap veren bir uzlaşı” olarak nitelemiştir.
Rum tarafı ve Yunanistan, ortak pozisyonlarını belirlerken , çözüm için 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarının kaldırılması ve Ada’nın Türk askerî varlığından tamamen arındırılmasını ön şartlarında kilitlemişlerdir.
Dolayısıyla yaşanan bütün bu müzakere süreçlerinde Rumlar’ın maalesef çözümsüzlükten yana rahatsız olmadıklarını görebiliyoruz.
En azından azımsanmayacak bir çoğunluğun eğilimi bu yönde Güney Kıbrıs’ta..
Tabi buna BM Güvenlik Konseyi’nin ve AB’nin gelişmelerin seyri içinde aldıkları kararlar da eklenince bunlar her seferinde Rum tarafına dayanak olmuştur., Hal böyle olunca da bu durum, Kıbrıs sorununun gerçekçi, adil ve kalıcı çözümü için Kıbrıs Türk tarafıyla ve Türkiye ile uzlaşıp anlaşma yapmaya ihtiyaç duymaz hale getirmiştir Rumları.
Ve bugün geldiğimiz günde federal bir çözüm beklentisi içindeyken Ada’daki statüko (status quo) kabul edilemez” diye yakınan Rumların ve de biz Türklerin staükoya maalesef sıkı sıkıya sarıldığımızı da gözlemleyebiliyoruz.
Peki bundan sonra ne olur?
Malum liderler 16 Nisan Pazartesi günü sosyal içerikli bir yemekte bir araya gelecekler.
Burada birbirlerinin niyetlerini anlamaya çalışacaklar
Malum tarafların İsviçre sonrası kırgınlıkları, konulara olan farklı yaklaşımları süreci tıkama noktasına taşımıştı ve hatta tıkamıştı..
Dolayısıyla akıl yolu eğer yeni bir süreç başlayacaksa mevcut metodoloji ile yürütülemeyeceğini söylüyor.
Başka ne söylüyor aklın yolu?
Eğer bir çözüm olacaksa bu çözümü ada halklarının yapması gerektiğini..
Kaldı ki; Kıbrıs’ta gerginlik hiç kimseye bir fayda sağlamayacağı gibi, hepimizi daha derin sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır.
İşte tam da bu nedenledir ki ada halkları olarak ortak paydalarımızı öne çıkartabilmeliyiz, ve bunun üzerinden federal bir çözümü yine ada halkları olarak teşvik edip desteklemeliyiz..
Lakin ondan önce her 2 liderin ortaya koyacağı kararlılık büyük öneme haizdir bu noktada.
Dolayısıyla her şeyden önce her iki liderin de cesaretli adımlara ihtiyacı vardır..




Bu haber 94 defa okunmuştur

:

:

:

: