Ne yaparsak yapalım değişim gelir kapıya dayanır

Tıpkı bir insanın, ana rahminden başlayarak, doğumu,çocukluğu,gençliği, yetişkinliği ve nihayetinde yaşlanması gibi..
Tıpkı bir insanın, ana rahminden başlayarak, doğumu,çocukluğu,gençliği, yetişkinliği ve nihayetinde yaşlanması gibi..
İnsanların düşünceleri değişebiliyor, dostluklar değişebiliyor,yollar sokaklar değişebiliyor, alışkanlıklar değişebiliyor..
Kısacası değişim bir olağanlıktır insanoğlu için ve kaçınılmazdır.
Hayatınızda kaç defa yeni sayfa açtınız? Kaç defa yeni bir başlangıç yapmayı denediniz? Kaç defa yeni başlangıçlarının daha en başında yarım kaldı? Eğer sizde hayatınıza yeniliklere yer açamıyorsanız sorun dünden kurtulamamanız olabilir. Yenilenmek için yeniye yer açmak, eski olandan kurtulmak gerekiyor; lakin hepimiz için ömrünü tamamlamış olandan kurtulmak çok zor. Hepimizde sahip olduklarımızı “değerli” görme eğilimi var, isterse ömürlerini tamamlamış olsunlar, yine de eskilerimizden vazgeçmekte zorlanıyoruz.
Evlerimizde hiç kullanmadığımız eşyaların ve giysilerin birikmesi gibi şirketlerde de işlevini yitirmiş uygulamalar, ürünler varlıklarını sürdürür. “Dönemini tamamlamış bu ürünleri” satmak için bütün şirket çaba gösterir; ama sonuç alınmaz.
Her şirketin işlevini yitirmiş uygulamaları mutlaka vardır, bunları korumak şirketin içindeki hayatı zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Bunlar bir türlü ortadan kalkmaz, herkes şikayet eder ama çözüm bulunmaz.
Liderin göstereceği en önemli bilgelik, neyin korunacağına (muhafaza edileceğine) neyin terk edileceğine karar vermektir. Yeniyi inşa etmek için eskiden kurtulmasını bilmek gerekir. Anlamlı bir gelecek yaratmanın birinci adımı “dünden kurtulmaktır.” demiş Peter Drucker.
Maalesef sadece şirket yönetiminde değil, özel hayatımızda da kaynaklarımızı ve enerjimizi “yarını yaratmak” için kullanmak yerine “geçmişi koruma” yolunda ısrar edip değişime direniyoruz.
İçinde yaşadığımız dönem son iki yüzyılda görülmemiş değişimlerin yaşandığı bir dönem.
Dünyada ve Kıbrıs’ta toplumsal kalıpların, anlayış ve inançların kökünden sarsıldığı bir değişim yaşanıyor. Zihin kalıpları, paradigmalar değişiyor. Bu değişim hepimizi dünyaya yeni gözlerle bakmaya zorluyor.
Değişimin hızı hepimizin ezberini bozuyor ama bazılarımız değişimin getirdiği yeni değerleri algılamakta, anlamakta, kabullenmekte zorluklar yaşıyor.
Eskiye bağlılık “değer bilmek” anlamına geldiğinden bazıları için yeni bakış açılarına yönelmek vefasızlık demektir. Oysa yeniyi kabullenmekle vefalı olmak birbirini dışlayan kavramlar değildir. Hepimiz hem vefalı olup hem de değişime ayak uydurabiliriz.
Geçmişten kopamayan insanlar değişimi, eskiyi unutmanın bir sonucu olarak görürler. Bu sebeple de son derece nostaljik bir şekilde eskiyi hatırlatan, geçmişi yansıtan her şeyin yaşatılması gerektiğine inanırlar.
Sosyal bilimciler, paradoksal bir şekilde, değişimin etkisinin ve hızının yüksek olduğu toplumlarda, özellikle köklü ve hızlı sosyal değişmelerin yaşandığı zamanlarda bir taraftan da “gelenekçilik” eğilimlerinin ortaya çıktığını, muhafazakârlığın arttığını söylerler.
dün, bugün, şimdi
Kendi gündelik hayatımızda da bu durumun örneklerine rastlarız. Değişim rüzgarları ne zaman hızlansa bir taraftan da geçmişi özlemle yâd eden, değişimin önünü kapayan düşünceler çıkar ortaya.
Oysa değişim kaçınılmazdır ve önemli olan her türlü ön yargıdan uzak; ama bir taraftan da toplumu bir arada tutan gelenekleri ihmal etmeden ihtiyaç ve şartlara göre toplumun yeniden yapılanmasının yollarını açabilmektir.



Bu haber 68 defa okunmuştur

:

:

:

: