İyiliğin taşa işlenmiş hali: sadaka taşları

İyiliğin taşa işlenmiş halidir sadaka taşları. Yardımlaşma, dayanışma, yani paylaşma duyguları, yüreğinde vakıf ruhu taşıyan herkes için eşsiz bir huzur kaynağıdır.
İyiliğin taşa işlenmiş halidir sadaka taşları. Yardımlaşma, dayanışma, yani paylaşma duyguları, yüreğinde vakıf ruhu taşıyan herkes için eşsiz bir huzur kaynağıdır. Öylesine yaşanmışlıklar var ki okuduğumuzda duygulanıyor, ecdadımızın medeniyetine ve gerçek medeniyet anlayışına şahit oluyoruz.
Ayakta kalan son sadaka taşları, Üsküdar ve Eyüp gibi İstanbul'un çeşitli bölgelerinde bir medeniyet hatırası olarak karşımıza çıkıyor.
Bu uygulama, artık hakiki işlevini kaybetmiş olsa da Osmanlı medeniyetinin yardım adabını günümüze kadar taşıyan çok önemli bir simge haline gelmiştir.
Şehirde cami, türbe, çeşme ve köprü gibi alanların tenha bölümlerine yerleştirilen sadaka taşları sayesinde, ihtiyaç sahiplerini rencide etmeden ihtiyaçları karşılanıyordu.
Ortaları oyuk bir biçimde çanağa benzeyen ve taştan yapılan bu uygulama ile sadece fakirler sevindirilmiyor, gönüller de buluşuyordu aslında.
Sadaka taşlarının işleyişi çok basitti. Ne veren alanı, ne de alan vereni görmezdi. Buna gerek de duyulmazdı zaten.
Durumu iyi olan hayır severler, bu alanlara düzenli olarak uğrar ve diledikleri kadar miktarı taşın oyuğuna bırakırdı.
Fakir vatandaşlar ise kimseye görülmemek için karanlık çöktükten, gece olduktan sonra sadaka taşlarını ziyaret ederdi. Üstelik sadece kendilerine yetecek kadarını alır, geriye kalana el sürmezlerdi. Çünkü başka fakirler de vardı ve onların da ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu. Bir zamandan sonra sadaka taşlarının dolup taşmaya başlamış olması, meseleyi ve o dönemin hassasiyetini net olarak özetliyor sanırım.
Sadece kendilerini değil, diğer ihtiyaç sahiplerini de düşünen bu gönlü zengin fakirlere çok şey borçluyuz. Maddi anlamda fakir olabilirler. Ancak en az sadaka taşına para bırakan hayır severler kadar zengin bir yüreğe sahip oldukları aşikar.
Evet, böylesine ince ve hassas bir medeniyet anlayışı işte... Yardımlaşmayı teşvik ediyor. Hem paylaşmayı, hem de alırken bile vermeyi öğretiyor.
Şimdilerde bize medeniyet dersi vermeye kalkanların, hem kendi, hem de bizim tarihimizi dikkatle incelemeleri gerekmez mi?
Gerçekten eşsiz bir tarihe ve medeniyet kültürüne sahibiz. İşte bu sebeple de hem tarihimize, hem de kültürümüze sahip çıkmalı, yeniden yaşatmalıyız.
Son söz: Unutulmamalı ki insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır...




Bu haber 254 defa okunmuştur

:

:

:

: